Mevlânâ’ya Atfedilen “Yine Gel” Rubaisi Hakkında Köşe Yazarlarının “Yanlış” Bildikleri

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye atfedilen ve çok sık alıntılanan “Yine Gel” rubâîsi -her ne kadar mesajlarıyla uyumlu olsa da- Mevlânâ’ya ait değildir.

Rubâînin en yaygın bilinen kısmı günümüz Türkçesiyle, Farsçasıyla ve Farsça yazılışıyla şöyle:


Yine gel, yine gel! Kim olursan ol, yine gel! / Bâz â bâz â her ân çi hestî bâz â / بز‌آ‌ بز‌آ‌ هر‌آنچه‌‌ هستی باز آ

Kâfir, mecûsî, putperest olsan da yine gel! / Ger kâfir u gebr u but-perestî bâz â / گر‌کافر و گبر و بتپرستی بآز آ

Bu bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. / În dergeh-i mâ dergeh-i nevmîdî nîst / این درگه ما درگه نومیدی نیست

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel / Sad bâr eger tevbe şikestî bâz â / صد بار اگر توبه شکستی باز آ


 

Mevlânâ başkasına ait sözü alıp intihal yapmamıştır. Çünkü, Mevlânâ’ya ait hiçbir eserde bu rubâî yer almamaktadır (Mutasavvıf Şefik Can’ın “Hz. Mevlânâ’nın Rubâîleri” (Konya, 2005, I, s. 32, no: 83) adlı çalışmasında geçse de yazar, bu rubâîyi yazma eserlerde bulamadığını belirtmiş ve muhtevasıyla ilgili görüşünü bildirmiştir. Mevlana’nın beyitlerinin yer aldığı bazı Divan-ı Kebir nüshalarında bu dizeler yer alsa da son yıllarda yapılan karşılaştırmalı metinlerle basılan nüshalarda bu ve buna benzer tartışmalı, Mevlana’ya ait olmadığı düşünülen beyitler ayıklanmıştır).

Müellifinin kim olduğuna dair kesin bir bilgi mevcut değildir. Rubâîlerde özellikle mahlas bulunmamasından doğan karışıklık sebebiyle, güçlü deliller olmaksızın bir rubâî, “kesin olarak şu şaire aittir” denemez

Müellifinin kimliğine dair çeşitli rivayetler mevcuttur. Yakup Şafak’ın Tasavvuf Dergisi’nde yayınlanan “Mevlânâ’ya Atfedilen “Yine Gel…” Rubâîsine Dair” adlı makalesinde Mevlânâ’ya nispet edilen bu dizelerin kaynağına dair yaptığı kapsamlı incelemede kime ait olduğuna dair 2 isim öne çıkar: “Baba Efdal” diye bilinen ve 1260’ların sonunda ölen İranlı şair “Efdalüddin-i Kâşânî” ve (Mevlânâ ve Baba Efdal’den iki asır önce yaşamış olan) Horasanlı Sufî şair Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr“. Said Nefîsî’nin “Rubaiyyat-ı Baba Efdal-i Kasani” (Tahran, 1363hş./1984, s. 85) adlı eserinde (7 numara kaydı ile) Baba Efdal’in rubasi olduğu; ancak, Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr’a da atfedildiği  belirtilmektedir. Rubâiyyât-ı Baba Efdal-i Kâşânî ve Suhenân-ı Manzûm-i Ebû Saîd-i Ebu’l-Hayr gibi eserlerin hiçbirinde bu rubâî Mevlânâ’ya atfedilmemiştir. Yakup Şafak yaptığı incelemede bu rubâînin Ebû Said’in fikirlerine ve üslûbuna daha uygun düşse de, kaynaklar itibariyle Baba Efdal’e nispetinin daha kuvvetli göründüğü sonucuna varmaktadır.

Bu şiir, Mevlânâ’nın vefatından sonra ona isnad edilmiştir. Mevlânâ’ya ait olmadığı halde bu dizelerin onunmuş gibi addedilmesinin sebebinin Mevlânâ Müzesi görevlilerinden M. Necati Elgin ve Mevlânâ’nın eserlerinin tamamını Türkçe’ye çevirmiş olan Abdülbaki Gölpınarlı tarafından hatalı şekilde ‘Mevlana rubâîsi’ olarak yayılmasından kaynaklandığı iddia edilmektedir. Mutasavvıf Şefik Can Bey verdiği bir röportajda bu rubâîyi Abdülbaki Gölpınarlı’ya Necati Elgin’in haber verdiğini ifade eder. Akabinde Gölpınarlı, (Mevlânâ Celâleddin (İstanbul, 1951) ve Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik (İstanbul, 1953) adlı eserlerinde söz konusu rubâîden bahsetmezken, 1964 yılında neşrettiği rubâîler tercümesine (Rubâîler, İstanbul, 1964, s. 23, no: 69) ekler. Halbuki, Gölpınarlı’nın çeviriye esas aldığı yazmada bu rubâî yer almaz. Abdülbaki Gölpınarlı, Konya Mevlânâ Müzesi Yazmaları (İstanbul, 1971, II, s. 165, 242) adlı eserinde bu rubâînin, XV. yüzyıl başlarında yazılmış 1721 numaralı, öğütler içeren, başı ve sonu noksan, adı bilinmeyen bir kitapta bulunduğu zikreder; fakat aktardığı kaynakta da “Mevlânâ’ya aittir” denilmez.


Bu hususları aktardıktan sonra (Ö. Tuğrul İnançer, son Mesnevîhan ve mutasavvıf Şefik Can Hoca, İlber OrtaylıMurat Bardakçı, Ali Bulaç gibi isimlerin de bu dizelerin Mevlânâ’ya ait olmadığını belirtmesine rağmen) rubâînin Mevlânâ’ya atfedilmesi yanlışına düşen köşe yazarlarından tespit edebildiklerimizi paylaşalım:

Sabah Gazetesi‘ndeki “Gece… Mevlana… Düşünceler…” başlıklı 19 Aralık 2008 tarihli yazısıyla Haşmet Babaoğlu:

"Bakıyorum; Başbakan konuşmasında geçirmeden yapamamış ama şu meşhur " gene gel gene " şiirinin Mevlana algımıza koyduğu ipotekten yavaş yavaş kurtulmanın eşiğine geldik. .... Belki böylece gençlerin internet yazışmalarında pek sık kullandıkları "Mevlana değilim dönüp dönüp geri gelme, beni deli etme " gibi deyimlerinin referans hükmü kalmayacak!"

Yeni Mesaj Gazetesi‘ndeki “Hz. Mevlana’yı rahmetle anıyoruz” başlıklı 19 Aralık 2016 tarihli yazısıyla Prof. Dr. Haydar Baş:

"Mevlana'nın müsamahakâr görüşleri, "kim olursan gel yine gel" şeklindeki herkesi İslam'a davet eden sözleri, diyalogcu çevrelerce saptırılmış ve onun hümanist, mistik veya evrimci olduğu gündem edilmiştir."

Hürriyet Gazetesi‘ndeki “Elalemin derdi seni mi gerdi Kevin?” başlıklı 30 Eylül 2009’daki yazısıyla Ayşe Aral:

"Her şey bir yana, biz milletçe iyiyizdir, yüreğimiz de kocamandır. Mevlana’nın dediği gibi, “Her ne olursan ol, yine gel”..."

Radikal Gazetesi‘ndeki “Bir Mevlana öyküsü” başlıklı 19 Ağustos 2010’daki yazısıyla Türker Alkan:

"Mevlana’yı hep o ünlü sözleriyle anımsarız: “Gel yine gel, Mecusi de olsan, putperst de olsan yine gel, dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir!” Elhak, güzel sözler!"

Radikal Gazetesi‘ndeki “Mevlânâ’yı anlamak için…” başlıklı 19 Eylül 2010 tarihli yazısıyla Eray Aytimur:

"Üstelik ismindeki ‘mistik’ vurgusundan çok fazlasını vaat ederek, “Gel, gel, ne olursan ol yine gel” diyen Mevlânâ’nın dünyaya tanıttığı kentte, müziksevere duygu ve sezgi dolu bir ‘dünya müziği’ buluşması öneriyor."

Star Gazetesi‘ndeki “Gel, gel, ne olursan ol yine gel” başlıklı 19 Aralık 2013’deki yazısıyla İsmail Bayazıt:

"Mevlana Hazretleri, çok önemli bir figür. ... ‘Ne olursan gel’den öte ‘biz güzeliz, gel sen de güzel ol’ diyen bir cengaver."

Sabah Gazetesi’ndeki “Sosyal Gayretkeş” başlıklı 14 Aralık 2017 günkü yazısıyla Engin Ardıç:

""Biz de Müslüman'ız icabında" der gibilerden, Mevlana etkinliği yapmaya karar vermişler. Gel, gel, CHP'li de olsan gene gel... Kılıçdaroğlu gibi yalan da söylesen gel... Fakat bu "din açılımını" büyütmek istemişler: "Aradan Noel'i de çıkaralım" demişler."

Vatan Gazetesi’ndeki “Ne olursan ol, yine gel” başlıklı 25 Kasım 2012 tarihli yazısıyla Tülay Gürler Kurtuluş (yazı içeriğinde değinmese de başlığıyla bu sözü Mevlânâ’ya atfetme imasında bulunmuş)

Vatan Gazetesi‘ndeki “Tanrım…” başlıklı 15 Eylül 2015 tarihli yazısıyla Reha Muhtar:

"Gene gel... Gene gel... Her neysen... Ne etmişsen gene gel... Kafirsen... Ateşe tapıyorsan, puta tapıyorsan gene gel... Bu bizim kapımız... Bu bizim eşiğimiz... Ümitsizlik kapısı; ümitsizlik eşiği değil... Yüz kere tövbeni bozmuşsan; gene gel... (Mevlana)"

Yeni Şafak Gazetesi‘ndeki “Mevlana ile kandırılmak” başlıklı 21 Aralık 2008 tarihli yazısıyla Mehmet Doğan:

"Hz. Mevlana. Biz O''nu daha çok, eserlerinin arasına sonradan katılma olduğu ortaya çıkartılan bir sözle birlikte hatırlarız: “Gene gel, gene. İster kâfir ol, ister ateşe tap, ister puta; ister yüz kere tövbe etmiş ol, ister yüz kere bozmuş ol tövbeni. Umutsuzluk kapısı değil bu kapı; nasılsan öyle gel.”"

Türkiye Gazetesi‘nden “Hazreti Mevlana, indinmiyor mu?” başlıklı 22 Haziran 2007 tarihli yazısıyla Rahim Er:

“Peki, Mevlana’ya bu saygısızlık neden? “Ne olursan ol gel!” dediği için mi?”

Yeni Asır Gazetesi’nden “Mevlana’nın Çağrısı’nı duyması gerekenler nerede!” başlıklı 26 Kasım 2013 tarihli yazısıyla Bülent Gürlük:

"Mevlana Celaleddin Rumi'nin, tüm insanlığı hoşgörü ve kardeşlik duygularının eteklerinde buluşturma çağrısı yüzyıllardır tüm dünyanın yüreğinde yankılanmıyor mu: "Gel, ne olursan ol, yine gel.""

Bu hataya düşen diğer bazı yazarlar ise şu şekilde:


Son olarak, rubâînin mânâsına dair Abdülbaki Hoca’nın özet açıklamasını aktaralım:

“Rübai, ‘Bâz â, bâz â…’ sözleri ile başlar. ‘Bâz â’ sözü Farsça ‘bâz âmeden’ fiilinin emir şeklidir ve ‘geri gel’ demektir. Ama, ‘bâz âmeden’in o devir Farsçası’nda bir başka mânâsı daha vardır: ‘Tövbe etmek’! Rübaide ‘Gel, ne olursan ol gel, her ne halt ettin, nasıl bir günah işledinse gel, zira bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir, istersen putunu da getir, beraber tapınalım’ değil; ‘Tövbe et, her ne ettin ise tövbe et. Kâfir isen, ateşe yahut puta tapıyorsan yine tövbe et. Burası umutsuzluk eşiği değildir, tövbeni yüz defa bozmuş olsan bile yine tövbe et’ denmektedir”

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*