Haydar Baş ve Gümrük Birliği

Haydar Baş, Yeni Mesaj’da yayınlanan 31 Mayıs 2016 tarihli “AB’ye Neden İnanıyoruz?” başlıklı yazısında Gümrük Birliği’ni konu edinmiş ama hatalı bir ifade kullanmış:

"Tıpkı yıllar evvel AB’ye inanarak tek taraflı Gümrük Birliği’ne geçişimiz gibi, AB’ye inanmak yine zararımıza olacak…"

Gümrük Birliği tek taraflı bir süreç değildir. Birliğe girerek Türkiye, çoğu sanayi ürünü ve tarımsal ürünlerin endüstriyel bileşenleri için AB’nin ortak gümrük tarifesini (CET) kabul etmiştir ve hem AB hem de Türkiye ikili ticaretlerinde denk bir etkiye sahip olacak şekilde tüm gümrük vergilerini, miktar sınırlamalarını ve harçları kaldırmayı kararlaştırmıştır.

(Her ne kadar bazı tasarım sorunları olsa da) Gümrük Birliği’nin ülkemizin zararına değil yararına olduğuna dair de birçok değerlendirme bulunmaktadır.

Gümrük Birliği’nin taraflara olan etkisinine ilişkin yapılan değerlendirmelerin bir örneği, Dünya Bankası’nca 2014 yılı Nisan ayında yayınlanan değerlendirme raporudur. Raporda yer alan tespitler şu şekildedir:

· Türkiye, AB üyesi olmadan önce AB ile Gümrük Birliği ilişkisine giren üç ülkeden biridir.
· Aynı zamanda AB’nin de kendi yasal mevzuatının bir bölümünü AB dışından başka bir ülke ile ilk paylaşma deneyimidir.
· Ticaret konusunda AB ve Türkiye arasındaki entegrasyon hızlı bir şekilde artmıştır.
· Türkiye’de gümrük idaresi makamlarının çağdaşlaştırılması çalışmaları sayesinde ticaretin kolaylaştırılması ve gümrük reformlarının gerçekleştirilmesi mümkün olmuştur.
· Türkiye’nin sanayi ürünlerine uyguladığı tarifeleri AB ile ilişkilendirmesi sebebiyle, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği, bir serbest ticaret anlaşmasının getireceği faydalardan daha fazla yarar sunmaktadır.
· Küresel ekonomide meydana gelişen değişiklikler Gümrük Birliği yapısındaki bazı noksanlıkları gözler önüne sermiştir. Gümrük Birliği mevcut haliyle bu değişiklikleri karşılama konusunda yeterli donanıma sahip değildir; bu nedenle her iki taraf açısından hem işleyişi daha verimli hale getirecek, hem de değişen küresel ticaret ortamından elde edilecek faydayı artıracak düzenlemelere gidilmesi gereklidir.
· Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin AB üyesi olması da AB ve Türkiye arasındaki ticaretin çerçevesinin yeniden belirlenmesi gereğini ortaya koymuştur. Bu durum Türkiye açısından daha geniş bir pazar anlamına gelmekle birlikte, aynı zamanda bir rekabet kaynağı da oluşturmaktadır. Araştırmalar AB’ye yüksek teknolojide ürünler ihraç etme konusunda Türkiye’nin özellikle Macaristan gibi yeni üye ülkelerin gerisinde kaldığını ortaya koymaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir