Emin Çölaşan ve Muhammed Ali’nin Türkiye ile İlgili Sözleri

Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Adına Barzani Denilen…” başlıklı 9 Haziran 2016 tarihli yazısında klasik genellemelerinden birini yaparak yine hataya düşmüş:

"Muhammet onun adını bile bilmiyordu. Muhammet 1976 yılında bir kez Türkiye'ye gelip 24 saat kaldı. Türkiye'den bugüne kadar herhangi bir vesile ile söz etmişliği yok. O halde Recep Tayyip niçin gitti?.."

Emin Çölaşan yine araştırmadan genelleme yapmış. Muhammed Ali’nin, Türkiye’den hiçbir şekilde hiçbir sözünde bahsetmediğini iddia etmiş. Ancak tabiki, durum tam olarak öyle değil.

Muhammed Ali, Muhammed isminin yaygın şekilde kullanıldığı ülkeleri sıralarken Türkiye’yi de bu ülkeler arasında sıralamıştır:

"The name Muhammad is the most common name in the world. In all the countries around the world - Pakistan, Saudi Arabia, Morocco, Turkey, Syria, Lebanon - there are more Muhammads than anything else. When I joined the Nation of Islam and became a Muslim, they gave me the most famous name because I was the champ."

Bu söze ilaveten, Emin Çölaşan’ın bahse konu yazısı ile aynı gün yayınlanan Rahmi Turan’ın “Muhammed Ali ve Türkiye” başlıklı köşe yazısında değinilen Kemal Baytaş’ın Muhammed Ali ile bir anısı da Emin Çölaşan’ı haksız çıkarır nitelikte.

Rahmi Turan’ın aktardığına göre, Muhammed Ali Kemal Baytaş ile birlikte bir basın toplantısı düzenler ve Türkiye’ye geleceğini açıklarken ülkemize ilişkin atıflarda bulunur:

TÜTAV Başkanı Kemal Baytaş yıllar önce bir kitap yazdı. Adı: “Bir Bürokrat ve Devlet Baba” İşte o kitaptan sizlere gerçeği anlatan satırları naklediyorum: 

* * * 

“1976 yılında Turizm ve Kültür Bakanlığında Müsteşar yardımcısıydım. Bir toplantı için Los Angeles'a gittim. Orada uzun süre Amerika'da yaşayan Adil Özkaptan adında bir Türk'le tanışmıştım. Özkaptan'ın Dünya Boks Şampiyonu Muhammed Ali ile dostluğu varmış. Beni onunla tanıştırdı. Ali o zamanlar şöhretin zirvesindeydi. Ali'nin ülkemize gelmesinin Türkiye'nin tanıtımı için mükemmel olacağını düşündüm. Muhammed Ali ile görüşebilmek hiç kolay değildi. Özkaptan, Ali ile olan dostluğu sayesinde kendisinden randevu alarak beni onun evine götürdü. Muhammed Ali'ye kendisini Türkiye'ye davet etmek istediğimi söyleyince memnun oldu. Bana: “Yarın bir basın toplantım var. Siz de gelin benim yanımda oturun. Bu daveti orada yapın. Ben de Müslüman bir ülke olan Türkiye'ye geleceğimi orada açıklayayım” dedi. Bu önerisine çok sevindim. Basın toplantısında haberi medyadan milyonlarca Amerikalı'ya duyurma imkânı doğuyordu. Ertesi gün basın toplantısının yapılacağı salona 300'den fazla gazeteciyle, Amerika'daki neredeyse bütün televizyonların kameraları gelmişti. Toplantı masasında Muhammed Ali ile yan yana oturduk. Ali'nin çok esprili ve sempatik bir kişiliği vardı: “Bakınız, ben bir zenciyim. Yıllarca bu ülkede benim ırkımı küçümsediniz. Şimdi ben sizi küçümsüyorum. Çünkü tüm dünya en büyük Muhammed Ali diyor” dedi. Bir ara Ali elini omzuma atarak; “Yanımda oturan, Türkiye Turizm Bakan Yardımcısı'dır. Beni Türkiye'ye davet ediyor. Türkiye'nin Müslüman ve çok güzel bir ülke olduğunu duyuyorum. Yakında Türk kardeşlerimi görmeye gideceğim” dedi. Ali bana gülümseyerek “Sayın ekselans, Türkiye'ye geldiğimde senden ev sahibi olarak bir ricam var. Türkiye'de beni güzel kızlarla tanıştırır mısın?” dedi. Ben de “Memnuniyetle ama ben şimdi Amerika'dayım ve bekârım. Sen önce ev sahipliğini göster, sonrasını düşünürüz” dedim. Ali bu cevap üzerine “Türkler zeki ve hazır cevapmış” diyerek kahkahayı bastı. Bu olay bizim için paha biçilmez bir reklam değeri taşıyordu.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir