Aylık arşivler: Aralık 2016

Yalçın Bayer ve Golf Sahasının Büyüklüğü

Yalçın Bayer, 20 Mayıs 2011 günü Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Havalar Tarım ve Turizmi Etkiliyor” başlıklı yazısında golf sahasının büyüklüğünü biraz karıştırmış:

"Bir golf sahası 700-1000 hektarlık bir çim sahada oynanıyor."

Bir golf sahası için ortalama 750.000 metrekare (75 hektar)  arazi yeterlidir. Dünyanın en büyük golf sahasına sahip olan Mission Hills Golf Club 141 hektar alana kurulmuştur. 

* Bu ihtisap daha önce muhtesip.com adresinde yayımlanmıştır.

Murat Yetkin Rusya’nın ABDli Diplomatları Sınır Dışı Etme Kararı Aldığını Sanıyor

Murat Yetkin, Hürriyet Gazetesi’nde 31 Aralık 2016 günü yayınlanan “Neden mi Rusya? Çünkü ABD…” başlıklı yazısında bir maddi hataya yer vermiş:

"Düşünün ki ABD Başkanı Barack Obama’nın siber casusluk suçlamalarıyla 35 Rus diplomatını “istenmeyen adam ilan ettiği 29 Aralık’ın ertesi günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de 35 Amerikalı diplomatın sınır dışı edileceğini duyurdu."

Murat Yetkin’in aktardığının aksine Rusya’daki hiçbir Amerikalı diplomatı sınır dışı etmeyeceğini açıkladı.

 

* Tespiti için Gülbin Yıldırım‘a teşekkürler.

Köşe Yazarlarının Noel, Noel Baba ve Yılbaşı Konusundaki Kafakarışıklığı Devam Ediyor

Noel (25 Aralık) ve “Yılsonu/başı” (31 Aralık) birbirinden farklı günlerdir!

1902 Puck Dergisi kapağıLatince “doğum” anlamına gelen “Natalis” kelimesinden türetilen Noel ile mesih anlamındaki “christ” ve gönderilen peygamber anlamındaki “messa”nın birleşiminden oluşan christmas aynı günü, yani (Katolik) Hristiyanlarca her yıl 25 Aralık günü kutlanan Hz. İsa’nın doğum yortusunu temsil eder (Doğu kiliselerince 6 Ocak günü kutlanır). Noel, Hristiyanlığın 3 yortusundan biridir (Diğerleri Paskalya ve Pentakosta) (Yazının ilerleyen bölümlerinde Noel yortusu tarihi 25 Aralık olarak kullanılacaktır).

Milâdî yılbaşı, aslında daha doğru bir tabirle yılsonu, ise  31 Aralık günü kutlanır ilgililerince.

Yani, Noel/Christmas ve Yılbaşı kutlamaları farklı günlerde gerçekleşir. Biri 25 Aralık’ta kutlanırken diğeri haliyle 31 Aralık’ta kutlanır.

Noel Baba’nın ise Noel arifesini Noel’e bağlayan 24 Aralık gecesi evlere gizlice girerek çocuklara hediye bıraktığına inanılır. Noel Baba’nın, adından da anlaşılabileceği üzere, yılbaşı gecesi bir hediye dağıtım faaliyetinin olduğuna inanılmaz.

Ancak, gelin görün ki, okumadan araştırmadan hayatını sürdüren toplumumuzun önemli bir kesmi Noel/Christmas ile yılbaşını birbiriyle karıştırır. Bizimkiler, Noel Baba’nın 31 Aralık gecesi hediye dağıttığına inanır, hatta bazıları 31 Aralık gecesi Noel Baba’nın hediyeleri için çocuklarına çorap astırır. Kısaca, Hristiyan dünyasının Noel adetleri, bir bakıma ülkemizde yılbaşına yansıtılır ve kullanılır.

Bu yıl bu hataya düşen köşe yazarları kimler olmuş bakalım (tahmin edilebileceği üzere Yeni Akit yazarları listeyi domine etmiş durumda):

İrfan Atasoy, Türkiye Gazetesi’ne 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel, Noel Baba, Christmas, Yılbaşı…” başlıklı yazısı baştan aşağı bir skandal:

"Noel, Noel Baba, Christmas, Yılbaşı...

Gerçekten ne olduğunu biliyor muyuz?.. 

Mîlâdî yılbaşı, Hristiyan olmayan başka birçok ülke gibi bizim ülkemizde de, Hristiyan batı ülkelerindeki gibi karşılanıyor ve 'bizden'miş gibi kutlanıyor. Peki bu doğru mu? Ya da biz bunun neresindeyiz, neresinde olmalı veya olmamalıyız? Her yıl yeni mîlâdi sene yaklaşırken notlarımı karıştırır, konuyla ilgili neler yazılmış bakarım. 
Bu sene de aynısını yaptım… Mîlâdî yılbaşı, Hristiyan âlemince ulü'l-azm bir peygamber olan Hazreti İsa'nın (aleyhisselâm) doğum yıldönümü olarak biliniyor. (İman’ın şartlarından biri de Peygamberlere imandır. Biz bütün peygamberlere iman ediyoruz. Peygamberlere iman etmek, aralarında hiçbir fark görmeyerek, hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş sâdık, doğru sözlü olduklarına inanmak demektir. Zira onlardan birine inanmayan kimse, hiçbirine inanmamış olur…)"

İrfan Atasoy yazısına soruyla başlamış (Gerçekten ne olduğunu biliyor muyuz?). Görünen o ki kendisi doğrusunu bilmiyor meselenin.

Konuyla ilgili neler yazılmış her sene baktığını belirtmiş ama kendi yanlışlarını düzeltecek bilgileri görmezden gelmiş acaba. Yazının neresine el atsak elimizde kalıyor.

“Hz. İsa milâdi yılbaşında doğmamıştır, 25 Aralık günü doğumgünü kabul edilir” diyip geçelim. Yukarıdaki açıklamalar “aklını kullanan” okurlar için yeterli düzeltme donesini veriyor diye düşünüyoruz.

Memiş Memişçe‘nin Güneş Gazetesi’nde 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Müslüman’a Yılbaşı Kutlamak Yakışmaz” başlıklı yazısında bu ülkede Noel’in kutlandığını iddia etmiş.

"Acıların ölümlerin felaketlerin yaşandığı islam coğrafyasında Ne yazık ki müslümanlar Noel ve yılbaşını kutluyor. Yani bizi bize kırdıran, Müslümanlar'ı acımasızca gözünü kırpmadan öldürenlerin, inancını kültürünü Noel ve yılbaşını kutlamak için bilhassa alışveriş merkezleri ve otellerde aylar öncesinden hazırlıklar yapılıyor. Neymiş efendim güya Hz. İsa'nın doğum gününü kutlayıp sonrada yeni yıla mutlu gireceklermiş! "

Yok öyle bir durum!

Hacı Yakışıklı, Yeni Akit’te 17 Aralık 2016 günü yayınlanan “Babası Noel olanın, dedesi Ebu Cehil’dir!” başlıklı yazısında Noellere bu ülkede yer olmadığını söyleyerek Noel kutlamalarına karşı çifte dalmış:

"93 sene evvelki son Osmanlı’nın ellerinin sıcaklığını yeniden hissediyoruz. Ona öyle yaklaştık ki bir daha o limandan hiçbir Vahdettin’i göndermeye niyetimiz yok! Yeni Türkiye’de her yana doluşan misyoner Noellere de yer yok! 

Biz Müslümanız ve Noel kutlamıyoruz, kutlayanlar da dinleri neyi gerektiriyorsa onları yapmakta özgürler. Milli Piyango tam bir hastalık, bu illeti devam ettiren hükümet vebal altındadır. “Milli kumar” artık kaldırılmalı! Bunları yıllardır yazıyoruz, kalkana kadar yazmaya devam edeceğiz!"

İyi de, halkın kutladığı Noel değil ki, yılbaşı…

Şevki Yılmaz, Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yılbaşında hilal mi haç mı?” başlıklı yazısında ülkemizde Noel reklamlarının yayınlandığı iddiasında bulunmuş:

"Hristiyan âleminin yılbaşını halkımıza sevdirerek kutlatmak için medyamızdaki utanç verici yüzkarası Noel reklamları tam bir Hristiyanlık propagandasına dönüştü!"

Noel reklamı değil de, yılbaşı kutlaması içerikli reklamlar olmasın onlar? Daha ne izlediğini bile bilmiyor…

Yavuz Bahadıroğlu‘nun Yeni Akit’te 31 Aralık 2016 günü yayınlanan “Bu yılbaşı Noel Baba gelmeyecek” başlıklı yazısında yılbaşı gecesi Noel babanın gelmeyeceğini belirterek aynı hataya balıklama atlamış:

“Noel Baba” efsanesine inanan ve bunu İslâm dünyasına da bulaştıran Batı kültürü, yılbaşında boşu boşuna “Noel Baba”yı beklemesin!..

Çünkü gelmeyecek!..

Batı emperyalizmi, 2016 yılı içinde, Afganistan’da, Filistin’de, Gazze’de, Irak’ta, Türkiye’de (canlı bombalar ve bomba yüklü arabalarla), Suriye’nin çeşitli bölgelerinde ve özellikle Halep’te ve göçler sırasında öylesine çok çocuğun ölümüne seyirci kaldı ki, “Noel Baba” bile utandı!

Göç sırasında boğulmuş çocukların, Akdeniz sahillerine vuran körpecik cesetlerini görmemek için gelmeyecek!..

Bombalardan kaçarken, dağlarda donarak kaskatı kesilen masum bedenleri görmemek için gelmeyecek!..

Kirletilen annelerine, işkence altında öldürülen babalarına, çalınan vatanlarına ağlamalarını görmemek için gelmeyecek!..

Suriyeli, Iraklı, Afganlı, Arap, Türkmen, Kürt, Türk çocuklar ölürken Avrupalı çocuklara hediye taşımayı ahlâkî bulmadığı için...

Bu yılbaşında “Noel Baba” gelmeyecek...

Bu sene “Noel Baba” boykotta!.."

Noel Baba’nın 24 Aralık gecesi, yani Noel arefesi geldiğine inanılır zaten. 31 Aralık gecesiyle bir ilgisi yok ziyaretinin.

Osman Ünlü‘nün 31 Aralık 2016 günü Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan “Noel gecesini kutlamak” başlıklı yazısından:

"Büyük Kostantin putperest iken, Hristiyanlığı kabul etmiş ve putperestlikten de birçok şeyi Hristiyanlığa sokturmuştur. Noel gecesinin yılbaşı olmasını da kabul ettirmiş, böylece yeni bir Hristiyanlık dini kurulmuştur."

Dilde tüy bitti söylemekten ama köşemenler kavrayamadı şu farkı. Noel gecesinin yılbaşı olduğu falan yok yahu… Daha konuyu doğru düzgün kavramadan fetva aktarmaya çalışıyor Osman Ünlü.

Ahmet Gülümseyen‘in Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel’in bitirdiği ligde tartışma bitmiyor!..” başlıklı yazısında çok açık olmasa da yılbaşı-noel ayrımı konusunda bir kafa karışıklığı seziliyor:

"Süper Lig’de ilk devre, bir hafta kala tamamlandı. Ligin ilk devresinin bir hafta kala sonlandırılmasının nedeni, yabancılara tanınan ‘Noel’ tatili kıyağı. Nedeni ise öncekilerden farksız olmayan, yabancılar yılbaşını kendi ülkelerinde daha rahat kutlasınlar diye! Kimsenin inancına bir şey diyeceğimiz yok. Sözümüz, lig takvimini düzenleyen federasyonların ‘değerli’ yöneticilerine. Yabancıya gösterilen bu tür hassasiyet, inancını, dini bayramlarda v.s. yaşamak isteyen kendi sporcu, seyirci, yöneticilerine neden gösterilmiyor?"

Noel tatilinin yılbaşını kapsadığı doğrudur. Ancak, Noel tatili 31 Aralık’ta futbolcular yılbaşını kutlamalarındansa 25 Aralık’ta Noeli kutlamaları amacıyla veriliyor. Zaten Ahmet Gülümseyen inanç soslu tepkisel cümlesinde yılbaşını da hedef almasıyla kafa karışıklığı konusundaki şüpheleri daha belirgin hale getiriyor.

Mevlüt Özcan, Milli Gazete’de 24 Aralık 2016 günü yayınlanan “Noel bizim neyimiz olur?” başlıklı yazısında birtakım hatalar yapmış konu ile ilgili:

"Yabancı dille yazılmış eserlerde bile Noel hakkında, “Çocuklara Noel gecesi (yılbaşı gecesi) bir takım hediyeler getiren efsanevi kişidir” denilmektedir. Onun Hıristiyanlıkla bir ilgisi yoktur."

Noel babanın, adından da anlaşılacağı üzere Noel gecesi hediye dağıttığına inanılır. Yılbaşı gecesinde değil.

"Hıristiyanlar Noel’i 24 Aralık’ta kutlarlar."

25 Aralık’ta kutlanır.

Ali Canip Olgunlu da Milliyet Gazetesi’nde 25 Aralık 2016 günü yayınlanan “Anadolu’dan bir portre: Noel Baba” başlıklı yazısında Noel Baba’nın geçmişine dair klasik bir hatayı tekrarlamış:

"Bir pazarlama taktiği 

Halk arasında çocukların ve gemicilerin sevgilisi olarak efsanelere konu edilen St. Nicholas’ın erken devir tiplemesi; yeşil tunik giyen, altında eşeği olan ve zayıf yapılı görünümdedir. Yüzyıllar sonra Noel Baba olarak karşımıza çıkarılacak olan tiplemeyle Anadolulu Nicholas’ın hiçbir tarihsel gerçeklik zemininde benzerliği olmayacaktır. Yeşil elbisesinin yerini kırmızı-beyaz renkli tunik alır, eşeği yerine dokuz geyiğin çektiği bir faytona biner ve sıska adamın yerini tombul biri alır. 

Değerli dostlar, bu imaj değişikliğinin sebebi Coca-Cola markasıdır. Şöyle ki, yeni kıta olan Amerika’ya kolonist olarak giden Hollandalılar kendi kültürlerini ve inançlarını da yeni kıtaya doğal olarak taşımışlardır. Sinterclas adlı mitolojik at efsanesine göre her yeni yılda bu at, tahta ayakkabı içerisine konan otları yer ve karşılığında da o evin çocuklarına hediye bırakır. Bu kuzey kökenli mitsel geleneğin Amerika’ya taşınmasından sonra Sinterclas ismiyle Santa Nicholas ismi birbirleri içerisinde zamanla eritilir. Çocukların sevgilisi St. Nicholas ile çocuklara hediye getiren mitsel varlık birlikte kavramlaştırılır. 

Piyasaya yeni sürülen Coca-Cola’nın hedef kitlesi çocuklardır ve bu firma yöneticileri İsveçli bir resssama günümüzdeki sevimli Noel Baba tiplemesini çizdirterek hem kendi marka renklerini kullanırlar hem de önemli bir imge yaratırlar. Bir anlamda St. Nicholas’ın tarihsel kimliğine zarar vermiş, öte yandan da yaratmış oldukları portreyle hedef kitle olan çocuklara bir kahraman yaratmışlardır."

İddiaya göre Coca Cola 1931 yılında Haddon Sundblom aracılığıyla siyah-beyaz resmedilen hayali kişilik Aziz Nikolas’ı ak saçlı, ak sakallı, koca göbekli, tonton dedeye çevirmiş.  Ancak, Noel Baba figürünün bugünkü haline Coca Cola tarafından getirildiği ve bir reklam figürü olarak ilk kez Coca-Cola tarafından kullanıldığı iddiası doğruyu yansıtmıyor.

Aziz Nikolas’ın bugünkü Noel Baba kıyafetleri ile ak saçlı, ak sakallı, tonton dede modeline uygun resmedilmesi 1930’lu yıllardan çok önce var olan bir şeydi.

Noel Baba’nın bugünkü modern imajını ilk resmeden sanatçılardan biri Amerikalı karikatürüst Thomas Nast. Harper’s Weekly dergisinin 29 Aralık 1863 tarihli sayısında yayınlanan resimde Noel Baba, Amerikan İç Savaşı’nda döneminde Birleşik Devletler bayrağı desenli ceketle yer alıyor.

1863-santa_claus

Bu resimden sonra, 1930’lu yıllara ve Haddon Sundbloom’a gelene dek, Noel Baba çoktan kırmızı kostümünü giyip ev ziyaretlerine başlamıştı bile.  1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu. Örnek olarak aşağıdaki 1902 tarihli Puck dergisinin kapağına bakalım:

1902 Puck Dergisi kapağı

Aşağıda yer alan fotoğraflar, Coca-Cola’dan çok önce soda ve maden suyu satışı yapan White Rock şirketinin Noel Baba figürünü reklamlarında kullandığını göstermektedir. Soldaki resim 1923 (Life Magazine), sağdaki resim ise 1915 (San Francisco Examiner) tarihli.

2618d-life121223a

efdee-sfe121915

 

 

Görüleceği üzere, Coca Cola’nın Noel Baba figürünü oluşturduğu iddia edilen 1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu.

Aynı hataya Faruk Eskioğlu, Olay Gazetesi’nde 20 Aralık 2016 tarihli “Noel Baba, Coca Cola’nın adamı mı?” başlıklı yazısında düşmüş.

İbrahim Bektaş, Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!” başlıklı yazısında, Nurettin Veren de yine Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Acılarımızı çok çabuk unutup, meydanı tekrar FETÖ’ye kaptırmayalım” başlıklı yazısında “yılbaşı kutlaması tepkisi” içerikli şiiri Mehmet Akif Ersoy’a atmetme hatasında bulunmuşlar:

"Yapılan onca ikaza kulak tıkayan bu laftan anlamaz takımına, bu defa Merhum Akif’in bir şiiri ile seslenmek istiyorum. 
Belki O’nu dinlerler. 
İşte o şiir:"
"Yine bugüne benzer, 100 yıl önce yaşamış olduğumuz felaket dolu günlerimizde, büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerini aynı gaflet içerisindeki, o günün insanlarına bir uyarı olarak söylendiği gibi, bizim de içimizi titretir ve gerilimimizi muhafaza etmemize vesile olur diye, önce kendime, sonra da size faydalı olur düşüncesi ile yazmak istedim."
Mehmet Akif Ersoy’dan YENİ YIL MESAJI

Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e.

Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, 
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”

Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı, 
Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle 
Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, 

Çanakkale’de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya’nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.

Malesef şiir Mehmet Akif Ersoy’a ait olmadığı gibi bazı hatalara sahip. Memlekette kutlama yapılan yılın son gecesinde yeni yıl kutlaması. Noel kutlayan müslüman mı görmüşler bu ülkede?

2015 yılı ve öncesinde Noel-yılbaşı ayrımına varamayan köşe yazarlarını ifşa ettiğimiz yazımızı da bilahare inceleyebilirsiniz.

Kim bilir tespit edemediğimiz daha nice hata mevcut…

Aris Nalcı ne güzel özetlemiş mevzuyu:

"Bilir misin? Yeni yıl sadece miladi takvimde bir gün (yıl) dönümüdür...

Hıristiyanlar Noel'i 24'ünde, Ermeniler de 6 Ocak'ta kutlar."

Mutlu yıllar!

Mehmet Akif’e Ait Sanılan Tepkisel “Yılbaşı Şiiri” ve Köşemenler

Yine bir yılın sonuna geldik ve yılbaşı kutlamaları tarafgiri ve karşıtı kutuplar arasındaki çatışma tekrar alev aldı.

Yılbaşı kutlamalarının kültürümüzde ve dinimizde yeri olmadığını iddia eden kitle, uzun süredir Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alınmadığı halde kendisine atfedilen bir şiiri “Mehmet Akif Ersoy’dan Yeni Yıl Mesajı” başlığıyla paylaşıp pozisyon kazanmaya çalışıyor.

Önce şiiri aktaralım:

Mehmet Akif Ersoy’dan YENİ YIL MESAJI
Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed’e ne Mehmed’e.

Ey Âlem-i İslâm’ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, 
Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!”

Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı, 
Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle 
Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, 

Çanakkale’de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya’nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.

 

Şiiri önce okuyunca Mehmet Akif’in tarzını andırıyor gibi.

Ancak, sadece andırmakla kalıyor. Akif’in şiirleri bu kadar yavan değil.

Esas meseleye gelelim: Şiir Mehmet Akif’e ait değil.

Gerekçelerimiz:

  • Şiirin Mehmet Akif’e ait olduğuna dair herhangi bir kanıt/emare bulunmamaktadır. Başta Safahat olmak üzere Mehmet Akif Ersoy’a ait herhangi bir eserde ya da şiir külliyatında bu şiire rastlanılmamıştır.
  • Şiir dil ve ölçü açılarından Mehmet Akif’in tarzından uzaktır (Aruz vezniyle yazılmamış ve kullanılan kelimeler günümüze daha yakın kelimelerdir. Örneğin; yılbaşı ifadesi Mehmet Akif’in yaşadığı dönemde kullanılmazdı).
  • Şiirin müellifinin Ömer Berber olduğu iddia edilmektedir.
  • Mehmet Akif’e ait olduğu bilgisi herhangi bir kaynakta yer almamaktadır. Bu safsata sadece sanal ortamlarda dolanmaktadır.
  • Mehmet Akif’in yaşadığı dönemi göz önünde bulundurursak, yılbaşı kutlamaları milletin geneline sirayet etmemiş olup, bu tarz bir tepkiyi doğuracak durum oluşmamıştı.
  • Şiir son 5-6 yılda görünür hale gelmiştir. Daha öncesinde şiirin izine rastlanmamaktadır.
  • Mehmet Akif, “Noel ve Yılbaşı” kutlamalarını birbirine karıştırmış olamaz. Şiirde noel kutlamalarına da tepki var. Noel-yılbaşı (christmas) kutlamalarını birbirine karıştırmış. Ülkemizde yılın son gecesinde yeni yıl kutlaması yapılmakta. Noel kutlayan müslüman mı görülmüş bu ülkede?

Varsa aksi yönde kanıtı olan beri gelsin.

 

Takvim Gazetesi “İstiklal Marşı’nın yazarı şair Mehmet Akif Ersoy, İstiklal mücadelesi veren bu milletin zaman içerisinde nasıl çözüldüğünü, benliğinden uzaklaşıp taklitçi batı hayranlığına dönüşen hayatları bu şiirinde anlatıyor” mesajıyla bu yanlışa ortak olmuş.

Köşe yazarlarından ise tahmin edilebileceği üzere Yeni Akit Gazetesi’nden İbrahim Bektaş ve Nurettin Veren bu hataya düşmüş.

İbrahim Bektaş‘ın Yeni Akit’te 30 Aralık 2016 günü yayınlanan “Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin “Noel babası!” başlıklı yazısından:

"Yapılan onca ikaza kulak tıkayan bu laftan anlamaz takımına, bu defa Merhum Akif’in bir şiiri ile seslenmek istiyorum. 
Belki O’nu dinlerler. 
İşte o şiir:"

Nurettin Veren‘in Yeni Akit’te 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Acılarımızı çok çabuk unutup, meydanı tekrar FETÖ’ye kaptırmayalım” başlıklı yazısından:

"Yine bugüne benzer, 100 yıl önce yaşamış olduğumuz felaket dolu günlerimizde, büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un şu dizelerini aynı gaflet içerisindeki, o günün insanlarına bir uyarı olarak söylendiği gibi, bizim de içimizi titretir ve gerilimimizi muhafaza etmemize vesile olur diye, önce kendime, sonra da size faydalı olur düşüncesi ile yazmak istedim."

Kırşehirhaber365’ten Handan Yıldız Bayrak da bu hataya atlayanlardan.

Soner Yalçın Snowden’in IŞİD’i ABD’nin Kurdurduğu Yönünde Bilgi Sızdırdığını Sanıyor

Soner Yalçın, Sözcü Gazetesi’nde 29 Aralık 2016 günü yayınlanan “Günaydın” başlıklı yazısında Edward Snowden’ın IŞİD’in kuruluşunda ABD’nin Merkezi Haber Alma Örgütü, bilinen kısaltılmış ismiyle CIA’nın rolü olduğunu ortaya koyduğunu iddia etmiş; ancak, durum pek öyle değil:

"The Guardian muhabiri Martin Chulov'a konuşan Ebu Ahmet adlı IŞİD komutanı, “Irak'ta Amerikan hapishaneleri olmasaydı şimdi IŞİD olmayacaktı. Bucca bir fikir fabrikasıydı; bizim ideolojimiz burada inşa edildi.”

Bu gerçeği çok kişi açıkladı:

CIA itirafçısı Edward Snowden, IŞİD-CIA ilişkisini deşifre etti.

V. Matuszov'dan R.Kadirov'a kadar Rus tarafı, Bağdadi'nin Amerikan Generali Davis Petraeus tarafından “devşirildiğini” açıkladı.

Herşey ortaydı aslında: Irak'ta, IŞİD'in doğrudan ABD askerlerini hedef alan tek eylemi yoktu!"

Mossad ya da CIA’nın IŞİD’i kurdurduğu iddiası popüler komplo teorilerindendir.

ışid
Edward Snowden’ın 2013 yılında sızdırdığı NSA belgeleri arasında bu yönde dokümanların yer aldığı yönünde bir algı var. Ancak, sızdırılanlar arasında IŞİD-CIA bağını ortaya koyan belgelerin olduğu gerçeği yansıtmayan bir husus.

16 Temmuz 2014 tarihinde Bahreyn’de faaliyet gösteren bir basın kuruluşu Snowden’ın İngiliz ve ABDli istihbarat örgütlerinin “Hornet’s Nest” adlı operasyon kapsamında Mossad’la işbirliği yaparak IŞİD’i kurdurduğu ve IŞİD lideri Ebubekir El Bağdadi’yi eğittiği yönünde bilgi sunan belgeleri sızdırdığını öne sürmüştü (ilgili haber: ISIS Leader Abu Bakr Al Baghdadi Trained by Israeli Mossad, NSA Documents Reveal) .

Hatta bazıları, 2009 yılında ABD Başkanı Obama’nın Ebubekir El Bağdadi’yi saldığını iddia etmişti. Tabiki bu iddianın da gerçeği yansıtmadığı ortaya konuldu.

Bu iddialara ilk kapsamlı yanıt olarak Time Dergisi 2014 yılı Temmuz ayında yayınlanan “Why Iran Believes the Militant Group ISIS Is an American Plot” başlıklı makalede, bu iddianın bir komplo teorisi olduğunu ortaya koydu.

The Snowden Hoax adlı internet sitesi ve Politifact de bu iddianın bir komplo teorisinden öteye gidemediği nedenleriyle sıraladı.

CIA, MI5/6, Mossad vb. bilimum istihbarat örgütü IŞİD’i kurdurmuş mudur? Yanıtını bilmiyoruz. Bildiğimiz şey ise, Snowden’ın sızdırdığı belgeler arasında bu yönde bir kanıt sağlayan dokümanın olmadığı.

Toparlayacak olursak: Soner Yalçın, Snowden’ın CIA-IŞİD ilişkisini ortaya koyan belge sızdırdığını iddia ederek hata yapmış.

Can Ataklı ve Matematiğin Dehlizlerine Yolculuk

Can Ataklı, Vatan Gazetesi’nde 24 Nisan 2011 tarihinde yayınlanan “823 yılda bir gerçekleşen gizem” başlıklı yazısında bariz bir cebir hatasını fark edememiş:

"823 yılda bir gerçekleşen gizem 

Gelelim 2011’in gizemine. 

Bir sır daha. Doğum tarihinizin son iki rakamını alın. Buna bu yıl olacağınız yaşınızı ekleyin. Herkes için sonuç 111 olacaktır. Deneyin."

Can Ataklı 2000 yılında ve sonrasında doğan kişilerin onu okuyor olmasına ihtimal vermemiş çünkü bu şaşırtıcı hesap onları kapsamıyor.

Devam edelim:

"Şimdi gelelim 2011’de yaşayacağımız ve ancak 823 yılda bir gerçekleşen olaya. Bu yılın ekim ayında tam 5 cumartesi, 5 pazar ve 5 pazartesi var. İşte bu durum ancak 823 yılda bir oluyor."

Takviminizi açıp 2005 Ekim ayına baktığınızda da 5 adet Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günlerinin yer aldığını göreceksiniz. Aynı şey 1994, 1988, 1983 ve daha pek çok yıl için geçerli. Yani 823 yıl beklemeye gerek yok.

"Matematiğe pek aklım ermez ama rakam oyunlarını okumayı ya da dinlemeyi çok severim."

Belli.

* Bahse konu ihtisap daha önce muhtesip.com’da “2011 Yılının Gizemi” başlığıyla yayınlanmıştır.

Abdurrahman Dilipak ve Sykes-Picot Anlaşması

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi’nde 28 Aralık 2016 günü yayınlanan “Bu gidiş nereye?” başlıklı yazısında 1916 yılında Britanya ve Fransa arasında yapılan Sykes-Picot Anlaşmasına dair hataya düşmüş:

"Tabi bu süreçte Sykes-Picot deklarasyonu çerçevesinde bölgenin garantörü konumundaki İngiltere ve Fransa’nın izleyeceği politikayı da görmek gerek. Daha doğrusu AB’nin bu konuda netleşmesini beklemek gerek.."

Öncelikle, Sykes-Picot Anlaşması metnini şuraya koyalım. Belki, ilgilenen bir köşe yazarı açar okur.

Hataları aktaralım:

1. Müzakereci Britanyalı Mark Sykes ile Fransız François Georges-Picot’ın soyisimlerinden ismini alan Sykes-Picot uzlaşısı bir anlaşmadır, deklerasyon değildir.

2. Sykes-Picot Antlaşmasında Fransızlar ve İngilizler, bölgede kurulacak bir Arap devletinin ya da konfederasyonunun koruyucusu olmaya kararlı olduklarını tek taraflı beyan etmişlerdir. Ancak anlaşma sonrasında ilgili bölgede, öngörüldüğü şekilde bir Arap Devleti ya da Arap Devletler Konfederasyonu kurulmamıştır. Kurulmuş olsa dahi, iddia edilen garantörlük hususu ilgili devlet ve muhatap ülkeler tarafından kabul edilmediği müddetçe geçersizdir.

3. Suriye’nin geldiği mevcut hal göz önünde bulundurulduğunda, sahada ya da uluslararası toplantılarda ne İngiltere’nin ne de Fransa’nın adı geçmekte ya da etkileri hissedilmektedir.  Bu 2 ülkenin “garantörlük” iddiasında bulunmadığı ortamda Abdurrahman Dilipak’ın kendilerini garantör olarak tanımlaması da bir hayli absürttür.

Sykes-Picot Antlaşmasında Belirlenen Fransız ve İngiliz Hakimiyet Alanları

sykes-picot-anlasmasina-gore-paylasilan-bolgeler

Sykes-Picot Anlaşması’ndaki İngiltere ve Fransa’nın Bölgede Kurulacak Bir Arap Devleti ya da Konfederasyonunu Koruma Taahhüdünü İçeren Maddeler

1. That France and Great Britain are prepared to recognize and protect an independent Arab State or a Confederation of Arab States in the areas (A) and (B) marked on the annexed map, under the suzerainty of an Arab chief.

10. The British and French Governments, as the protectors of the Arab State, shall agree that they will not themselves acquire and will not consent to a third Power acquiring territorial possessions in the Arabian peninsula, nor consent to a third Power installing a naval base either on the east coast, or on the islands, of the Red Sea. This, however, shall not prevent such adjustment of the Aden frontier as may be necessary in consequence of recent Turkish aggression.

Serdar Turgut, OECD’nin Türkiye’ye Dair Değerlendirmesinin Kapsamını Kavrayamamış

Serdar Turgut, Habertürk Gazetesi’nde 28 Aralık 2016 tarihinde yayınlanan “Ekonomiye kültür şoku” başlıklı yazısında OECD’nin 12 Aralık 2016 günü yayınladığı “Küresel Gelişmeler Hakkında Perspektifler 2017” (Perspectives on Global Developments 2017) başlıklı raporundaki Türkiye ekonomi hakkındaki atfı pek kavrayamadığını göstermiş:

"OECD son raporunda (Küresel Kalkınma Hakkında Perspektifler-2017), Türkiye’yi yüksek ve sürdürülebilir büyüyen ülkeler klasmanına almış. Bu böyleyken ben, siz, hepimiz krizdeki bir ekonomi algısındayız. 

Ya OECD yanlış algıda ya da biz. OECD’ye o rapor para vererek yazdırılamayacağına ve siyasi baskı da söz konusu olamayacağına göre o zaman biz haksız olmalıyız değil mi? Bunun mantıken başka açıklaması yok diyebiliriz. 

Ama ya iki taraf da haklıysa?.. 

OECD, teknik verilere bakarak karar veriyor, bizler ise ruh durumlarımız nedeniyle bu durumdayız."

OECD bahse konu raporunda dört farklı 2030 senaryosu kurgulamış ve bu senaryolardan ikincisinde 2015 yılında orta gelir grubunda bulunan Türkiye, Çin, Kolombiya, Kosta Rika, Endonezya, Kazakistan, Meksika ve Güney Afrika’nın, 2030 yılında yüksek gelir grubuna geçeceğini belirtmiş.

Kamuoyuna yansıdığı şekilde, OECD’nin analizinde Türkiye bir üst gelir sınıfına yükselmiş değil.

“Yüksek ve Sürdürülebilir Büyüme” gösteren ülkeler milli gelirlerinin büyüklüğüne ve kişi başı gelir rakamına göre belirlenmiyor. Bu ülkeler, en az 6 yıllık bir sürede yüzde 3.5 büyüme gerçekleştirerek yüksek ve sürdürülebilir bir büyüme yoluna giren ülkeler. “Yüksek ve Sürdürülebilir Gelişme Gösteren Ülkeler” listesine girebilmek için son 6 yıllık büyüme oranı ortalamasının, bir önceki 6 yıllık dönem büyüme ortalamasının en az 2 puan üzerinde olması gerekiyor.

Oysa Serdar Turgut, OECD’nin analizine mesnet teşkil eden metodolojisinden bihaber şekilde, “yüksek ve sürdürülebilir gelişme gösteren ülkeler” kategorisine alınmamızın, cari yıldaki ekonomik performansla ilgili olduğunu (özellikle 2016 yılı 3. çeyrekte ekonomimizin % 1,8 küçülmesiyle kendini hissettiren iktisadi aktivite yavaşlığının “sınıf değişikliği” karşısında tezat oluşturduğunu) ima etmiş.

Halbuki, son 6 yıllık performansın etkisini yansıtıyor OECD analizi.

OECD de haklı, biz de haklıyız. Haksız olan, “Türkiye bir üst gelir sınıfına atladı”  haberini yapan haberciler.

Dolayısıyla, Serdar Turgut’un

Yararlanılan kaynaklar:

 

2016 Yılında Köşe Yazarlarının Yaptığı En Skandal 10 Hata

Bir muhtesip geleneğiydi. İlgili yılda köşe yazarlarının yaptığı hataların en skandal olanlarını içeren bir liste hazırlamak.

Geleneği sürdürüp 2016 yılı içerisinde tespit edilen hatalar üzerinden hazırladığımız listeyi bilgilerinize sunalım:

1. Gülse Birsel’in ünlü “Stanford Deneyi”ni “Harvard Deneyi” olarak sunması

2. İsmet Berkan’ın Scientific American dergisinde yer alan bir makaleyi kaynak göstermeden Türkçeye çevirip kısaltarak okuyucularına sunması ve benzer şekilde Deniz Gökçe’nin The Economist adlı dergide yayınlanan “Called to account” başlıklı yazıyı referans vermeden çevirip aktarması

3. Yusuf Kaplan’ın Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürütmesine ilişkin alternatif tarihçilik yapması 

4. İslam Memiş’in ortaya attığı döviz kuru kuponlarını bir türlü tutturamaması

5. Tamer Korkmaz’ın Lozan Antlaşması’nın gizli maddelerinin olduğuna inanması

6. Ersin Ramoğlu’nun Cem Boyner’in çalışanlarına gönderdiği iddia edilen yazıyı kendisinin kaleme aldığını sanması

7. Ergün Diler, İbrahim Karagül, Nedret Ersanel ve Taha Dağlı’nın, Zbigniew Brzezinski’nin bir yazısında 15 Temmuz darbe girişimine CIA’nın destek verdiği ve bu davranışın ciddi bir hata olduğunu kabul ettiğini iddia etmesi

8. Halime Gürbüz’ün 15 Temmuz gecesi vatandaşların F-16’nın üstüne atlamaya çalıştığını sanması

9. Metin Münir’in OYAK Genel Müdürü Süleyman Savaş Erdem’i (Süleyman Erdem isimli) bir başka kişi ile karıştırması

10. Ahmet Hakan’ın mihrap ve minber ayrımına varamaması

2016 yılını 325 ayrı ihtisapla tamamlamışız bu arada. İhtisapların tamamı için arşiv sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Şimdiden mutlu yıllar…

Ahmet Sağırlı ve İleri Tarihli / Vadeli Çeklerin Kullanımı

Ahmet Sağırlı, Türkiye Gazetesi’nde 27 Aralık 2016 günü yayınlanan “Bir Türk buluşu olan vadeli çek” başlıklı yazısında başlığından da anlaşılacağı üzere “ileri vadeli çekleri” Türklerin bulduğunu ileri sürmüş:

"Bir Türk buluşu olan "vadeli çek" ve " kredi kartına taksit" uygulaması kaldırılsa ne olur?"

Herhangi bir kaynak atfı yapmadan sadece gözlemlere ve bilindik ezberlere dayalı bu iddia ne yazık ki tam olarak doğruyu yansıtmıyor.

İleri tarihli çek, gerçekte düzenlendiği günden daha ileri bir tarih taşıyan, gerçeğe aykırı keşide tarihli çekleri ifade eder.

Asli işlevi bir ödeme aracı olmak olan çek, borç senedi gibi bir uygulamaya evrilmiş ve belirli süre sonunda bedelinin ödenmesi taahhüdünü kazanmıştır.

ilk kez Fransa’da 1855 yılında kabul edilen bir kanun ile yasal mevzuata dahil edilen çekler, Türk hukukuna 1926 tarihli Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Ticaret Kanununun ilgili hükümleri girmiştir.

Her ne kadar “çekte vade olmaz” denilse de ilgili Çek Kanununda yapılan “geçici düzenlemeler” ile çekte vade uygulamasına yasal dayanak sağlanmaktadır.

Yasal mevzuatta tam karşılığı olmasa da vadeli çekler pratikte ülkemizde kullanılagelmiştir. Ancak ülkemiz, vadeli çek kullanımında ne tek ne de ilk olmuştur.

İleri tarihli (vadeli) çekler, ingilizce tabiri ile post-dated cheque, Türkiye dışında Kanada, İngiltere, Hindistan, Avustralya, ABD, Sırbistan gibi ülkelerde de kullanılabilmektedir.

Ahmet Sağırlı’nın iddiasına yanıt verecek olursak, vadeli çekler ülkemizdeki kullanımından önce Hindistan’da (Ciro Edilebilir Senetler Kanununun kabul edildiği) 1881 yılından bu yana kullanılabilmekteydi.