Aylık arşivler: Ocak 2016

Rahşan Gülşan ve Başakşehir Fatih Terim Stadyumu

Rahşan Gülşan, Sözcü Gazetesi’nde 19 Ocak 2016 günü yayınlanan “Emre Altuğ, Çağla’nın velisi mi?” başlıklı yazısında Olimpiyat Stadına dertlenmiş; ancak, mühim bir hata yapmış:

"Ne statmış arkadaş! 
Ülkenin en görkemli stadyumu diye inşa ettiler zamanında Olimpiyat Stadı’nı. Ama mekan zaman içinde ülkenin en görkemli gecekondusuna dönüştü. Önce rüzgar dert oldu takımların başına. Sonra koskoca stat yapılırken düşünülmeyen bağlantı yolları yüzünden oraya maç, konser izlemeye giden insanlar sefil oldu. Önceki akşam da ülkenin en büyük, paraların oluk oluk aktığı, milyonlarca insanın izlediği birinci lig maçına ev sahipliği yaparken yine arıza çıkardı. Yapıldığı söylenen ve dünyanın parası harcanmış olan, yapılırken havalı havalı “Maçlar yarım kalmayacak” denilen ısıtma sistemi Beşiktaş- Mersin İdmanyurdu maçını tatil ettirdi! Neresinden bakarsanız bakın çok büyük bir skandal bu. Ama daha fenası, çalışmayan ısıtma sistemiyle ilgili hiç kimsenin iki gündür kılını bile kıpırdatmıyor oluşu. Parayı alıp bu sistemi kuran şirkete “Arkadaş, hayırdır?” diyecek kimsenin olmaması maçın tatil edilmesinden daha korkunç geliyor bana."

Kar nedeniyle tatil edilen Beşiktaş-Mersin İdman Yurdu Spor maçı, Rahşan Gülşan’ın iddia ettiği gibi Olimpiyat Stadı’nda değil, Başakşehir Fatih Terim Stadyumu’nda oynandı. Daha maçın hangi stadda yapıldığını idrak edemeden infaza geçmiş.

Ergün Diler ve 3 Büyüklerin Forma Sponsorlukları ile Şike Operasyonları

Ergün Diler,  Takvim Gazetesi’nde yayınlanan 15 Ocak 2016 tarihli “Banka hesabı!” başlıklı yazısında, şike davalarını adidas-nike forma sponsorluğuna bağlamayı denerken her zamanki harikulade (!) komplo teorilerinden birini yanlış zemin üzerine kurmuş:

Amerika, CIA üzerinden FIFA'ya operasyon yaptı. 
Almanlar ve ADİDAS bundan zarar gördü. ADİDAS'ın sahibi Horst Dassler büyük oyuncuydu. Destek verdi, Havalange'ı getirdi. Sonra da Sepp Blatter'i... Platini de Fransız-Alman ortak kararıydı. Fransa-Almanya milli maçı oynanırken Paris kana bulanıyordu. Tarihin en büyük saldırısını yaşıyordu. İnsanlar evinden çıkamaz duruma geliyordu. Caddeler, sinemalar, bulvarlar, mağazalar boşalıyor, korku hakim oluyordu! 
CIA hem terörle hem futbolla hem de parayla AVRUPA'ya ders veriyordu! Bu ders daha yeni başladığı için uzunca bir süre devam edecekti! Bu kavga bize de ŞİKE olarak yansıdı. 
Amerika- Avrupa kavgası burada Adidas-Nike kavgasına dönüştü. NİKE kullanan Fenerbahçe ile Beşiktaş gitti. Oysa şike Türkiye'de uzun zamandır vardı.

Büyük resmi görmeye çalışırken Ergün Diler, üç büyüklerin forma sponsorlarını karıştırmış.

Kendisine hatırlatalım: Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın formalarının sponsoru Adidas, Galatasaray’ınki ise Nike’tır.

Böylelikle, FIFA şike operasyonuna Nike kullanan takımların kurban gittiği, Alman Adidas kullanan takımların ise operasyonlardan yırttığı komplo teorisi de çöpe gitmiş oluyor.

üç büyükler

Metin Çetingüleç ile Alan Hesabı

Metin Çetingüleç, 13 Ocak 2016 günü Zaman Gazetesi’nde yayınlanan “Türkiye Kıbrıs’tan askerini çeker mi?” başlıklı yazısında cebir hatası yapmış:

"Bakın ABD'deki “USS Enterprise” dünyanın en büyük uçak gemisiydi. Şimdi aktif görevden ayrıldı ama uzunluğu 342 metreydi. Üzerinde 60 uçak barındırabiliyordu. İkinci büyük uçak gemisi olan “Gerald R. Ford”un uzunluğu 337 metre. 75 uçak taşıma kapasitesine sahip. Üçüncü büyük uçak gemisi “Nimitz”, 333 metre ve 90 savaş uçağı taşıyor. Rusya'nın en büyük uçak gemisi Admiral Flota Sovetskogo Soyuza Kuznetsov, 305 metre uzunluğunda. Çin'in en büyük uçak gemisi Varyag ise 306 metre. Peki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin büyüklüğü ne kadar? 3 bin 355 kilometrekare. En büyük uçak gemisinin 342 “metrelik” uzunluğu “metrekare” olarak dikkate alınsa dahi, KKTC'nin kapladığı alan, yaklaşık 10 bin uçak gemisine karşılık geliyor."

Bilgilerimizi tazeleyelim: 1 metrekarelik alan, kenarları 1 metre uzunluğundaki bir karenin alanına eşittir. Aynı şekilde 1 kilometrekarelik alan, kenarları 1 kilometre uzunluğundaki bir karenin alanına eşittir. 1 kilometrekare 1000000 metrekaredir. Kare ya da dikdörtgenin alanı da iki kenarının çarpımı ile bulunur.

Şimdi, Metin Bey’in hatasına geçelim:

En büyük uçak gemisinin 342 metrelik uzunluğunu metrekare olarak dikkate almak için 342’nin karesini almak lâzım gelir. 342’nin karesi 116964’tir. KKTC’nin kapladığı alan (3355 kilometrekare, yani 3.355.000.000 metrekare) Metin Çetingüleç’in varsayımlarıyla basit bir hesapla, 28.684 uçak gemisine eşit olur. Ama, Metin Çetingüleç, alan hesabı ve birimlerin birbirine çevrimi konularını unutmuş olacak ki sadece kenar uzunluklarını doğrudan birbirine orantılayarak (3355/342) alan karşılaştırması yapmış.

alan hesabı

Ayşe Hür ve 13. yy’da Anadolu’da Bulunan Frigler, Galatlar ve Lidyalılar

Ayşe Hür, Radikal Gazetesi’nde 27 Aralık 2015 günü yayınlanan “‘Barbar Türk’, ‘idraksiz Türk’, ‘Müslüman Türk'” başlıklı yazısında gerçekleri tahrif etmeyi sürdürmüş:

"1270’lerde Konstantinopolis’ten ve Anadolu’dan geçen Marko Polo’ya göre ise: “Türkmen ilinde üç çeşit insan yaşar. Biri Türkmenlerdir ki bunlar Muhammed’e taparlar, basit insanlardır ve kaba dilleri vardır. Dağlarda ve vadilerde yaşarlar ve hayvancılıkla geçinirler; çok kıymetli atları ve büyük katırları vardır. Öteki şehirlerde ve kalelerde yaşayıp ticaret ve sanatla uğraşan Ermeni ve Rumlardır...” Marko Polo’nun sözünü etmediği başka yerli halkları da biz sayalım: Rumlar, Ermeniler, Kürtler, Cenevizliler, Venedikliler, Amalfililer gibi İtalyan koloni halkları, Lidyalılar, Frigyalılar, Galatlar gibi halkların ardılları…"

Marco Polo’nun sözüne ekleme yapmaya çalışan Ayşe Hür, kendisinden beklenmeyen bir hata yapmış. Marco Polo’nun saydığı milletlere ek olarak 13. yüzyılda Frigyalıların, Galatların, Lidyalıların Anadolu’da bulunduğunu iddia etmiş.

Galatlar milattan önce 3. yüzyılda, Frigler milattan önce 7. yüzyılda, Lidyalılar ise milattan önce 6. yüzyılda Anadolu’daki varlıklarını yitirmişlerdir.

Tecâhül-i ârif edip kendisine sormak gerek, tarih sahnesinden silinip gitmelerinin üzerinden 20 yüzyıl geçen bu toplulukların 13. yüzyılda Anadolu’da varlıklarına ilişkin elinde bir kanıt ya da bilgi bulunmakta mıdır?

Kurtuluş Tayiz ve Beyaz Show’a Bağlanan Ayşe Öğretmen

Kurtuluş Tayiz, 13 Ocak 2016 Çarşamba günü Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Teşekkürler Ayşe Öğretmen” başlıklı yazısına  geçtiğimiz günlerde Kanal D’de yayınlanan Beyaz Show adlı programa canlı yayında bağlanan ve öğretmen olduğunu iddia eden sözüm ona Ayşe isimli bayanın sözlerini çarpıtarak başlamış:

"Devlet Güneydoğu’da sivilleri, çocukları, masum insanları öldürüyor. Lütfen sessiz kalmayın..."

Kurtuluş Tayiz belli ki dinlememiş konuşmayı ya da bilerek tahrifte bulunuyor. Canlı yayına katılan ve öğretmen olduğunu iddia eden bayan “Devlet … öldürüyor” dememişti. “Devlet” kelimesini konuşmasında kullanmamıştı.

Konuşmasından bölümler:

“Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Burada yaşananlar ekranlarda çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın. Ölen çocuklara sevinen insanlar var. Onlara hiçbir şey diyemiyoruz, yazıklar olsun demekten başka… Giden öğretmenler bir daha oralara nasıl dönecekler ve o çocukların gözlerinin içine nasıl bakacaklar? Bomba seslerinden, kurşun seslerinden… İnsanlar susuzluk ve açlıkla mücadele ediyor; özellikle de bebekler ve çocuklar. Lütfen duyarlı olun ve sessiz kalmayın."
“Burada yaşananlar ekranlarda çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın,”

Vehbi Kara ve Paralel ve Meridyenler

Vehbi Kara, Bugün Gazetesi’nde 27 Aralık 2015 günü yayınlanan “Bir Gün Eksik Yaşamak” başlıklı yazısında yaptığı bir deniz seyahatindeki ilginç anılarını paylaşmış:

"Denizde zaman karadakinden farklıdır. Eğer batıya doğru gidiyorsanız günler uzamaya, doğuya doğru gidiyorsanız kısalmaya başlar."

Denizde zaman karadekinden farklı değildir. Karada da olsa denizde de olsa aynı enlem üzerinde doğuya da batıya da gitseniz gece-gündüz süresi aynıdır. Ortaokul coğrafya bilgisi: ” Aynı enlem üzerindeki bütün noktalarda gündüz süreleri her zaman birbirine eşittir.”

"Biz ise Macellan’ın rotasında gitmiş yani dünyayı batıya doğru kat etmiştik."

Macellan’ın rotasını tam olarak izlememişler. Panama boğazından geçip gitmişler. Macellan ise Macellan Boğazını geçerek gitmişti.

"Macellan ve denizci arkadaşları gibi bir gün az yaşamıştım. Hâlbuki roman kahramanları ise bir gün fazla yaşamışlardı. Eğer dünyayı bir defa enlemesine turlayıp kat ederseniz siz de bu durumu yaşarsınız. Üstelik gemide çalıştığım için maaşımı da 78 gün olarak almıştım. Kısaca söylemek gerekirse bir gün daha az yaşamış ve çalışmadığım halde fazladan 1 gün ilave edilmişti."

Aslında bir gün eksik çalışmadı. Yolculuk süresince saatlerini geriye alarak yaptıkları fazla mesaiyi birleştirerek ilave bir gün ücreti ödenmiştir.

Mehmet Barlas ve I. Dünya Savaşı

Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Gerçekler dünyasından ancak şiirlerle kaçılabilir” başlıklı 27 Aralık 2015 tarihli yazısında 4 Nisan 2011 tarihinde yayınlanan “Biz hem bize hem de tüm dünyaya benzeriz” başlıklı yazısının metnini tekrar kullanmakla kalmayıp yaptığı önemli bir hatayı tekrarlamış:

"Oysa 1'inci Dünya Savaşı sonunda yenilen imparatorlukların tümü çöküp dağılmış, bunlardan pek çoğu da cumhuriyet olmuştur. Bunlara örnek olarak Alman İmparatorluğu'ndan çıkan "Weimar Cumhuriyeti"ni, Avusturya Macaristan İmparatorluğu'ndan çıkan "Avusturya Cumhuriyeti"ni gösterebiliriz. Neticede Rus Çarlığı da 1'inci Dünya Savaşı yenilgisi sonunda "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri" olarak yeniden doğmamış mıdır?"

Rusya İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’nda itilaf devletleri arasındaydı. Mehmet Barlas’ın iddiasının aksine I. Dünya Savaşı’nda yenilen grup arasında değildi. I. Dünya Savaşı henüz sona ermeden meydana gelen 1917 Ekim Devrimi neticesinde yıkılarak yerini Rusya Federal Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne (RFSSC) bırakmıştır. 1917’de ve izleyen yıllarda kurulan diğer bağımsız sovyet cumhuriyetleri 1922’de RFSSC’nin güdümüyle SSCB’yi kurmuşlardır. Yeniden doğduğu iddia edilen isim de “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri” değil, RFSSC, akabinde ise SSCB yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’dir.

* düzeltmesi için Emrecan Şalupacı’ya özel teşekkürler.

Mehmet Y. Yılmaz ve Başkanlık Sistemiyle Yönetilen G20 Ülkeleri

Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet Gazetesi’nde 4 Ocak 2016  tarihinde yayınlanan “Başkanlık ve üniter devlet meselesi” başlıklı köşe yazısında başkanlık sistemiyle yönetilen G20 ülkelerine değinirken bir hata yapmış:

"Cumhurbaşkanı'na bu akılları veren danışmanları kimlerdir bilmiyorum ama G-20 ülkeleri içinde hem "üniter devlet" olup hem de "başkanlık" sistemiyle yönetilen bir tek Endonezya var."

G20 içinde başkanlık sistemiyle yönetilen tek üniter devlet Endonezya değildir. Başkanlık cumhuriyeti şeklinde yönetilen, üniter yapıdaki ve tek meclisli bir yasama organına sahip olan Güney Kore de federatif yapıda değildir.

Kaynak:

Reha Muhtar’la Cemal Süreya’nın Soyadından Harf Atma Hikayesi

Reha Muhtar, Vatan Gazetesi’nde yayınlanan 9 Ocak 2016 tarihli “Bir gün ölürsem öldüğüm gün değil; doğduğum günü hatırlayın…” başlıklı yazısında Cemal Süreya’yı ölüm yıldönümü nedeniyle konu edinirken, yine “araştırmaya – teyit etmeye” önem vermeyen bilindik tavrıyla “masal” anlatmayı seçmiş ve birtakım hatalar yapmış.

Basit bir matematik hatasıyla başlayalım:

"1990 yılının 9 Ocak günü, tam yirmibeş yıl önce bugün ölüyor Cemal Süreya..."

2016-1990=26. Cemal Süreyya vefat edeli 26 yıl oldu.

"Birkaç Cemal Süreya sözünü nakletmek istiyorum ustanın yirmibeşinci ölüm yıldönümü nedeniyle..."

Yirmialtıncı!

Reha Muhtar, Cemal Süreya’nın soyadındaki ikinci y’nin atılmasını “Sezai Karakoç’la girdiği iddia”ya bağlamış:

Cemal Süreya ve Sezai Karakoç üniversitede sınıf arkadaşılar... Sınıflarında Muazzez Akkaya isminde bir kız var... İki arkadaş da Muazzez Akkaya'ya aşıklar... Sınıfta gün boyu, Muazzez'e duydukları sevgiyi anlatan şiirlerini birbirlerine okuyorlar...

*** 

Zamanla iki genç şairin; sınıf arkadaşları Muazzez'e duydukları aşk kızışıyor ve iki genç "kim Muazzez'le çıkacak?.." diye bir iddiaya tutuşuyorlar... İddiaya göre, kaybeden taraf büyük bir bedel ödemeye razı oluyor... Bu bedel, ikisine de bedensel ve fiziksel bir zararı dokunmayacak, ancak ömür boyu üzerlerinde kalacak bir bedel olacak... 

***

İddiayı Cemal Süreyya kazanır ve kızla çıkarsa; Sezai Karakoç'un ismi Sezai Karkoç olarak değişecek... Kızla Sezai Karakoç çıkacak olursa, Cemal Süreyya'nın ismi, Cemal Süreya olarak değişecek... İddiayı Sezai Karakoç kazanıyor... Cemal Süreyya'nın soyadındaki y'lerden biri atılıyor...

Aktardığı hikayenin bir kısmının doğruluk payı olsa da, çoğunluğu külliyen yanlış.

cemal süreya sezai karakoç

Sezai Karakoç’un “Muazzez Akkaya aşkı”na ilişkin hikayeler mevcuttur. Mona Roza şiirindeki -sonradan bozulan- akrostiş de bunun bir eseridir denir. Hikaye odur ki, Sezai Karakoç Muazzez Akkaya’ya olan platonik aşkını hiç açıklayamamış ve içine gömmüştür.

Hikayeden öteye geçecek olursak, Reha Muhtar’ın aktardığı “Muazzez Akkaya ile çıkma iddiası” hikayesinin gerçek olamayacağının basit bir nedeni var: Muazzez Akkaya’nın ta kendisi.

Yıllar sonra Ahmet Hakan, Muazzez Kaya’nın kızı ile irtibata geçmişti. Kızı, annesinin Sezai Karakoç’un aşkından haberdar olmadığını söylemişti:

"Annem Mülkiye’de okumuş. Öğrenciliğinde çok güzel bir kadınmış. Grace Kelly tipinde. Pingpong şampiyonu olmuş okulda. Bugün anneme Sezai Karakoç’un aşkını ve şiirini sordum. Annemin bu aşktan ve şiirden haberi olmamış. Ama şunu anımsıyor: Paltosunun cebinde şairi meçhul aşk şiirleri bulurmuş! Babamla evlenirken babama bu şiirlerden söz etmiş, babam da şiir yazmaya kalkışmış annem için ama tabii ki çocukça şiirler olmuş bunlar. Annem Hazine avukatlığından emekli oldu. Maliye Bakanlığı’nda çalışırken babamla tanışıp aşk evliliği yapmışlar. 48 sene harika bir evlilikleri oldu. Maalesef geçen hafta babamı kaybettik."

Muazzez Akkaya ise Sezai Karakoç’un ilgisini fark ettiğini belirtip, “çıkma” gibi bir durumun olmadığını gözler önüne sermişti:

"Adına yazılan bu muhteşem şiirler ilgili ilk kez konuşan Muazzez Akkaya hayal kırıklığı yarattı. Akkaya "Okul yıllarında bana olan ilgisini fark etmiştim; bu şiiri yazdığını da biliyordum, ama ben aynı yakınlığı duymamıştım. Belki bir yerde karşılaşırsak bir merhaba derim. Allah hepimize uzun ömür versin." şeklinde konuştu."

Tabii ki, Sezai Karakoç cephesinden üstadın bu konudaki ketum tutumu nedeniyle bir bilgi yok…

Ancak, Reha Muhtar gibi bazı hikayeciler, vaziyetten nemalanıp uydurmayı sürdürür:

"Muazzez Hanım, Karakoç’un bir iddia nedeniyle kendisi ile çıktığını öğrenir ve başka sorunlarının da etkisiyle okulu bırakır, memleketine; Yani Sakarya’nın Geyve ilçesine geri döner. Bu durum Karakoç’u o kadar üzer ki Muazzez Hanım’a ithaf ettiği ve en bilinen akrostiş şiirlerden olan “Mona Rosa“yı yazar."

Muazzez Hanım’ın sözleri, bu iddianın da gerçeği yansıtmadığını ortaya koyuyor.

Hikayenin aslı ise Cemal Süreya’nın ifadeleriyle şudur:

Üvercinka, güvercin kanadından kısaltılarak elde edilmiş bir sözcük. Barışa, aşka dayatmaya dönük… “Elma” şiirinde, adındaki “Y” harflerinden birini attığını ilan eder. Nedeni, kendi anlatımına göre, arkadaşıyla bir telefon numarası üzerine girdiği iddiayı kaybetmesidir. Söz konusu telefon numarası, Üvercinka’nın… 

Cemal Süreya, “O zaman çok güvenirdim belleğime. Telefon numaralarını falan kaydetmezdim. Belki de kaydetmediğim için kalırdı. Ona dedim ki, eğer bu böyleyse, ismimden bir harf atarım dedim. Kaybedince, ismimde harf aradım, iki tane olandan birini atmak daha uygun geldi.” der.

Fatih Dağıstanlı ve Ankara’nın Başkent Oluşu

Fatih Dağıstanlı, Bugün Gazetesi’nde yayınlanan 7 Ocak 2016 tarihli “Başkent İstanbul olmalı…” başlıklı yazısında Ankara yerine İstanbul’un başkent olması gerektiğini iddia ederken bir hata yapmış:

"Cumhuriyet ile birlikte 13 Ekim 1923’te TBMM’ye verilen bir yasa önergesi ile başkent olan Ankara, ne derece bugün yeni Türkiye’nin vizyonunu karşılayabiliyor?"

Cumhuriyet ilân edilmeden önce başkent oldu Ankara. 13.10.1923 < 29.10.1923