Aylık arşivler: Aralık 2015

“En Fazla Alkol Tüketilen İl Konyadır” Efsanesi ve Köşe Yazarlarımız

“Alkol tüketiminde Konya şampiyon” başlığıyla merkez medyada yayınlanan haberlerle insanların zihinlerine kazınan “Türkiye’nin kişi başına en çok alkollü içki tüketilen ili olduğu iddiası” palavradır.

En Fazla Alkol Tüketilen İl Konyaİster kişi başı ister toplam tüketim incelendiğinde Konya’nın alkollü içki tüketiminin, Türkiye ortalamasının beşte biri civarında olduğu görülmektedir. Konya Ticaret Odası’nın verilerine göre, Konya kişibaşına düşen içki satışı miktarında 63. sırada yer almaktadır. Türkiye’deki içki satışları içindeki payına göre ise 21. sıradadır.

Konya’nın Tekel’den aldığı alkolün büyük bir kısmını kolonya imalatı için kullanmaktadır. Kolonya üretiminde ön sırada bir şehir olduğundan ve Tekel, açıkladığı yıllık satış rakamlarında “bira, şarap, rakı, saf alkol” gibi ayrıma gitmediği için şehirdeki alkol tüketimi de gerçekte olduğundan fazla görünmektedir. Ancak bu tüketim içki içerek gerçekleşen bir alkol tüketimi değildir. Yani, alkol içicisi ve tüketicisi kavramlarının arasındaki farkın net olarak ortaya konulamaması muhafazakar yönüyle tanınan Konya’yı bu efsanenin kurbanı haline getirmiştir.

Bazılarına göre  bu durum “Ankara’da üretilen içkinin Konya’da depolanıp bölgelere sevk edilirken kamyon kamyon içkiyi görenlerin Konya’da tüketildiğini sanarak bunu dillendirmesinden kaynaklanmaktadır.

Lider Kolonya‘nın sahibi Mustafa Ceran, gerçekleştirdiği bir röportajda bu konuyu aşağıdaki şekilde açıklığa kavuşturmaktadır:

"Sektörünüzde hammadde olarak kullanılan alkol oranında, Konya, Türkiye sıralamasında ilk sıralarda yer aldığı söylenmektedir. Sizin bu konu hakkında ki görüşleriniz nelerdir? 
Konya ile ilgili bazı yanlış ve araştırmalara dayanmayan haberlerin yapıldığına şahit oluyor ve buna çok üzülüyoruz. Maalesef alkol tüketimi ile ilgili de, bizim sektörümüzü ilgilendirdiği için söylüyorum, yanlı ve yanlış haberler yapılıyor. 
Çünkü 2004 yılında Konya'daki içki tüketimine yönelikte bir araştırma yapılmış, Konya kişi başına düşen içki satışına göre illerin sıralaması'nda 63. sırada, illerin Türkiye içki satışları içindeki payına göre sıralamasında da 21. sırada yer almıştır. 
Alkol tüketiminde Konya'nın bu sıralamalara girmesindeki en önemli gerekçe de; Konya'da 160 adet kolonya imalat yerinin bulunması ve alkolü bu amaçla Tekel'den alarak işlemelerinde kullanmasından kaynaklanmaktadır.Tekel Müdürlüğü kolonya üretim amaçlı alınan alkolü diğer satışlardan ayırmadığı için de yukarıda belirttiğimiz Konya'nın Türkiye içki satışları içindeki payına göre 21. sıralarda yer almasına neden olmuştur. 
Gerçekte alkol tüketiminin sadece içki olarak değil aynı zamanda sanayi hammaddesi olarak kullanıldığını tekrar ifade ediyorum. Konya'da da 160'ın üzerinde kolonya imalathanesi olmasının etkileri yanlı aktarılmakta ve yanlış değerlendirilmektedir."

İlaveten, Mey İçki CEO’su Galip Yorgancıoğlu ellerindeki verilere göre Türkiye’de içki tüketiminin %40’ının Marmara, %30’unun Ege, %15’inin Akdeniz ve kalan %15’nin ise geri kalan dört bölgede gerçekleştiğini yani Konya’nın içki tüketiminde esamesinin bile okunmadığını ifade etmiştir.

Nüfus, genel tüketim kalıpları ve turizm verileri itibarıyla incelendiğinde de 2,1 milyon nüfuslu Konya’nın 17 milyon nüfuslu İstanbul’u geride bıraktığı iddiası da kendi çarpıklığını gözler önüne sermektedir.

Gerekli araştırmayı yapmadan kulaktan dolma, yanlış, asparagas haberleri/bilgileri köşesine aktarmayı huy haline getirmiş köşe yazarlarımız bu efsaneyi de es geçmemiş.

Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan 29 Kasım 2014 tarihli “İçki yasak, haram serbest” başlıklı yazısında kendince bu fırsatı kaçırmamazlık etmemiş:

"Kişi başına içki tüketiminin en yüksek olduğu illerin başında Konya gelir."

Türker Alkan, Radikal Gazetesi’nde 4 Ağustos 2010 tarihinde “Kadınlar ve mollalar” başlığıyla yayınlanan yazısında nereden aklına geldiyse (!), konudan alakasız bir şekilde ve alakasız bir noktada bu efsaneyi dillendirmiş:

"‘Yani yasaklar büyük bir kibarlık, nezakeetle başladı.’ Sonra gittikçe sertleşir. Yerli veya yabancı her türlü müzik yasaklanır. İnsanlar gizli gizli müzik dinler. Ama anımsatmakta yarar var, Mao’nun ünlü ‘Kültür Devrimi’ sırasında Çin’de de Batı müziği yasaklanmıştı! Kadınlar bütün bunlara direnmiş! Makyaj yasak, ama İran, dünyada makyaj malzemelerine en çok para ayıran ülke! 2.1 milyar dolarla dünya yedincisi. (Şimdi aklıma nereden geldi, bizde de Konya en çok içki tüketen ilimizdir.)"

Ahmet Orhan, Birgün Gazetesi’nde 14 Mart 2007 günü yayınlanan “Ya Konya’da bir terslik var ya bende!” başlıklı yazısında bazı verileri ve Yeşilay raporu bulgularını aktarmış; ancak, Konya’da alkol tüketiminin iddia edildiği gibi yüksek olmadığına pek de inanmadığını ironi ile yansıtmış.

"Bir de Konya var. National Geographic Türkiye'nin bir sayısında, şöyle yazar: "Tutuculuğuyla bilinse de Türkiye'de kişi başına alkol tüketiminde en üst sıraları kimseye kaptırmadığı, bıyık altından gülümseyerek söylenir." Başka gazete kupürleri de var önümde: "Mutaassıplığı ile bilinen Konya, İstanbul, İzmir, Ankara ve Adana'dan sonra alkol tüketiminde 5. sırayı aldı. Konya'da içki tüketiminde ilk sıra 'milli içki' rakının oldu. Geçen yılın ilk 8 ayında 570 bin litre içki içilen Konya'da, bu yılın aynı döneminde 700 bin litre alkol tüketildi" diyen. 

Konyalılar, "bunlar medyanın uydurması, bizde kolonya üretildiği için alkol tüketimi yüksek çıkıyor" diyorlar ve belki de halkıdırlar. Ama ben kendimi de biliyorum. Bende sigara sıfır, içki de sıfıra yakındır. Hal böyle iken, kendimi sosyalist sayıyorum. Kısacası, bir teslik var da; ya Konya'da, ya bende, ya da raporunda Yeşilay'ın."

Ne kendi etti rahat, ne âlem buldu huzur, Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehli kubur

“Ne kendi etti rahat, ne âlem buldu huzur,
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehli kubur”

Günümüz Türkçesine daha da yakınlaştırıldığındaki anlamıyla: “Ne kendi rahat etti, ne de halka huzur verdi, bu dünyadan göçtü gitti, şimdi kabirdekiler düşünsün”

II. Mahmut döneminin pek sevilmeyen devlet adamlarından Halet Efendi’nin ölümünün ardından söylenen bu mısralar, günümüzde genelde pek sevilmeyen şahsiyetlerin vefatlarının akabinde paylaşılagelmekte olup, söz konusu dizelerin müellifliği Arif Paşa’ya izafe edilmektedir.

Türkiye Gazetesi’nden Abdüllatif Uyan, “Muhammed bin Münkedir “kuddise sirruh”” başlıklı 22 Nisan 2002 tarihli köşe yazısında bu mısraların bir İslâm düşmanı için yazıldığını iddia etmiş:

İslâm düşmanlarından bir zâlim öldüğünde, Bir şâir, şu beyiti söylemiştir o günde: "Ne kendi etti rahat, ne âlem buldu huzur, Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehli kubur"

Galata mevlevîhânesi şeyhi meşhur Şâir Galip Dede’nin dergâhından bir müslüman olan Halet Efendi’nin İslâm düşmanı olduğuna dair herhangi bir kanıt ya da bilgi bulunmamaktadır. Zalimliği konusunda net bilgiler olsa da İslâm düşmanı olarak nitelenmemesi gerekmektedir.

Akif Beki de, Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Gelenlerin gidenleri aratma ihtimali” başlıklı 26 Aralık 2015 tarihli yazısında bu mısraların anonim bir dörtlük olduğunu iddia etmiş:

"Unutmayalım ki Bülent Arınç'ın yokluğu devasa bir yokluktur. Onu aratmayacaksa en azından "Ne kendi etti rahat/ne âleme verdi huzur/yıkıldı gitti bu cihandan/dayansın ehli kubur"a benzer birkaç anonim hiciv dörtlüğü tutmalı ezberinde."

Daha çok iki dizelik olarak kullanılan bu şiiri dörtlük olarak algılaması gayet normal. Ancak, Arif Paşa’nın kaleminden çıktığı iddiası çerçevesinde anonim olmadığı aşikâr.

Sultan Ahmet Camii’nin Şerefe Sayısı ve Köşe Yazarları

İnternette dolanan bir diğer efsane: Sultan Ahmed Camii’nin 14 şerefesi varmış (!).

Öncelikle şerefenin ne olduğunu bilmeyenler için aktaralım. (TDK tanımıyla) Şerefe, “minarenin gövdesini çepeçevre dolaşan, korkuluklu, ezan okunan yer”dir.

Neymiş efendim, I. Ahmet, Osmanlı İmparatorluğu’nun 14. padişahı olduğu, 14 yaşında tahta çıktığı ve 14 yıl hüküm sürdüğü için 14 sayısının kendisi için özel bir önemi varmış. Bu önemden hareketle, banisi olduğu Sultan Ahmet Camii’ne 14 şerefe yapılmış.

Sultan Ahmet Camii Koruma ve İhya Derneği’nin internet sitesinde doğru bilgi şu şekilde aktarılıyor:

Camiye önce dışarıdan bakarsak 6 minareye sahip. O yüzden bu niteliği ile tek kalıyor.4 köşesindeki minarelerin 3’er ve avlusunun köşesindeki 2 minarenin ise 2 ‘şer şerefesi var. 16 Şerefe. Yapı, üç yanından, taş duvarlı ve 5 kapılı bir avlu ve bahçe ile çevrili.

Emin olmak için çekinmedik saydık. Sultan Ahmed Camii’nin 14 değil 16 adet şerefesi vardır. Yukarıda değinilen “14” hikayesi de şehir efsanesidir.

sultan ahmed camii şerefeleri

Bu şehir efsanesine hangi köşe yazarları atlamış, bakalım:

Beklenmeyecek şekilde İlber Ortaylı, Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan 22 Kasım 2015 tarihli “Sultan I. Ahmet ve dönemi” başlıklı yazısında bu hataya düşmüş:

"Sultanahmet Camii’nin altı minaresi dolayısıyla Harem-i Şerif’te Mescid-i Nebevi’ye bir minare daha ilave edildi. Altı minarenin şerefeleri toplamı 14’tür. Bu Osmanlı tarihçilerinin dikkate almaları gereken bir sayı. Zira Kanuni Sultan Süleyman’a bazıları II. Süleyman diyorlar ve Fetret Devri’ndeki Emir Süleyman’ı sıraya koyuyorlar. Resmi Osmanlı tarih kayıt sistemi bunu kabul etmez. Bu nedenle Sultan I. Ahmet 14’üncü padişahtır."

Vehbi Tülek’in Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan 29 Kasım 2003 tarihli “Ser Mimar Mehmed Ağa -278-” başlıklı yazısından:

"Cami, Osmanlı'nın haşmetini göstermek için Ayasofya'nın tam karşısına yapılacaktı... Padişah, Mehmed Ağa'nın gösterdiği aami maketini çok beğendi ve "Aferin Mimar Ağa, bu camiyi yap" emrini verdi. 9 Kasım 1609 günü yapılan temel atma merasimine, "Hünkar Şeyhi" Aziz Mahmud Hüdâyî hazretleri de geldi ve dua etti. 8 sene süren inşaat, 8 Haziran 1617 tarihinde bitti. İlk kılınan Cuma namazında cemaat, bu muhteşem camiye sığmadı ve caddelere taştı. O zamanda, dünyadaki 6 minareli ve 14 şerefeli tek cami idi."

Muhammed Berdibek ile Romeo ve Jülyet Aşkı

Yeni Şafak Gazetesi internet yazarlarından Muhammed Berdibek, 28 Aralık 2015 tarihli “Bir Klasik Urfa Hikâyesi… Yoksa Shakespeare Müslüman mıydı?” başlıklı yazısında Shakespeare’in Romeo ve Juliet adlı oyununu konu edinmiş; fakat birkaç hata yapmış:

"Romeo'nun şölendeki ilk talihsizliği, Juliet'in kuzeni Tybalt'ın onu tanıması olmuştu. Sonrasında trajedinin hiç kapanmayacak olan perdesi açılıvermişti. Tybalt; Romeo'yu düelloya davet etmiş, Romeo da düello neticesinde onu öldürmüştü. Olay çok kısa sürede hemen herkes tarafından duyulunca Prens, Romeo'yu sürgüne yollamıştı."

Romeo ve JulyetMuhammed Erdibek’in Tybalt’ın ölümüne yol açan düelloya ilişkin kurgusu hatalı. Doğrusu şöyle: “Juliet’in kuzeni Tybalt, Romeo’yu şölende tanır. Kılıcını çekip misafirler önünde duello yapmak için harekete geçecekken Tybalt’ı Lord Capulet durdurur. Yani, iddia edilen düello şölenin düzenlendiği akşam gerçekleşmez. Daha sonra bir gün Romeo ve arkadaşı Mercutio ile karşılaşır. Tybalt, Romeo’ya laf atmaya ve sataşmaya başlar ancak Romeo, Juliet’e olan aşkından dolayı tepki vermez ve alttan almaya çalışır. Ortalıkda bir düello yoktur henüz. Mercutio bu duruma anlam veremez ve Tybalt’a daha fazla dayanamayarak karşılık verir. Mercutio ile Tybalt düelloya girerler. Düelloda Tybalt, Mercutio’yu öldürür ve Romeo da bunu kabullenemez ve Tybalt’ı öldürür.”

"Bu arada Juliet'in ailesi onu, Paris adında soylu bir adam ile evlendirmek istiyordu. Evlilik kararı verilir, merasim hazırlıkları olağanca hızıyla başlar. Juliet, hiç sevmediği bir adamla evlenmek istemiyordu. En uygun olduğu bir anda Romeo hakkında bilgi edinebilmek için Rahip Lawrence'e gider. Rahip Lawrence, ona Romeo'ya kavuşmak için bir umudu olduğunu söyler; Lawrence, genç kızı iki gün ölü olarak gösterecek bir ilacının olduğunu ve bu evlilikten ancak bu şekilde kurtulabileceğini anlatır. Juliet, bu teklifi hemen kabul eder. Rahip, Juliet'le planladıkları gibi, Romeo'ya da bunları anlatan bir mektup yazar; ancak bu mektup ona zamanında ulaşmaz."

Pederin adı Friar Laurence. Lawrence değil.

"Romeo, Juliet'in evleneceğini duyunca çıldırmış bir şekilde Verona'ya geri döner. Ne yazık ki Juliet, ilacı içtiğinde, Romeo da onun öldüğünü zannederek ölmek isteyip bir zehir içer ve ölür. Juliet kendisine geldiğinde Romeo'nun öldüğünü; ancak kendisinin sağ kaldığını öğrenir ve Romeo'nun hançeriyle kendisini öldürür. Sonuçta aşk, ölümü göze almış ve genç âşıklar ölmüştü."

Jüliet ilacı içtiğinde senkronize gerçekleşmez olaylar. Jüliet, kendisini 2 gün ölü gösterecek iksiri Romeo onu görüp ölü zannetmeden çok önce içmiştir.

Kaynak:

Bekir Coşkun ve Reis-i Cumhurun Zevcesi Trollüğü

Bekir Coşkun, 29 Aralık 2015 günü Sözcü Gazetesi’nde yayınlanan “Zevce!..” başlıklı yazısında, gerekli itinayı göstermeden ve araştırma yapmadan, hatta köşe yazılarının yayınlandığı gazetenin haberlerini takip etmeden yazılarını kaleme aldığını gözler önüne sermiş:

"Şu “Zevcesi olayım” diyen kız da belki müdür olmak istedi… “Reis-i cumhurumuz uygun görürse onun zevcesi olabilirim… Sahabe hazretleri de cihat eden peygamber efendimize zevcelerini ikram etmişlerdi…” Ne var bunda… İlmi olarak açıklıyor… “İkram” diyor…"

Bekir Coşkun’un bahsettiği içerik, Sancaktepe Belediyesi’nde görev yapan Meryem Gündoğmuş adlı bayanın “@meryemselimg” uzantılı twitter hesabından yayınlanmıştı. Ancak, bu yayının sosyal medyada yayılmasının hemen akabinde hesabın sahibi ve Sancaktepe Belediye Başkanı, hesabın çalındığını, söz konusu tweetlerin Meryem Gündoğmuş tarafından atılmadığını kamuoyuna duyurmuştu.

Yukarıda değinilen duyuruya ilişkin de Sözcü Gazetesi bir haber metni yayınlamıştı:

"AKP'li Sancaktepe Belediyesi'nde çalışan bir kadının attığı tweetler sosyal medyada günün konusu oldu. Olay yayılınca 'Hesap çalındı' dendi." 
....
"Söz konusu twitter mesajları sosyal medyada çok tartışılınca, Sancaktepe Belediye Başkanı İsmail Erdem açıklamalarda bulundu. AKP’li Erdem twitter hesabından yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Sancaktepe Belediye personelimiz, Meryem Gündoğmuş hanımefendinin, tivit hesabı bir ay önce çalınmış,kendisine ait olmayan, nahoş sözler yayınlanmaya başladı ve devam ediyor. Ahlaksız yayınlara itibar edilmemesini bilgilerinize sunarım.”
Zaten Meryem Gündoğmuş’un twitter hesabı şu an hackli halini sürdürmekte olup, hesabını ziyaret ettiğinizde şu uyarıyla karşılaşıyorsunuz: “Yoğun uğraşlarımız sonucu toplumsal değerlerimize saldırmak amacıyla ele geçirilen bu hesaba el konulmuştur. #AtatürkTim”
Meryem Gündoğmuş twitter
Ne kendi gazetesini okur ne de açar araştırır. İşte size Bekir Coşkun tarzı köşe yazarlığı…

Bülent Erandaç ve Musul’daki Türk Egemenliği

Bülent Erandaç, Takvim Gazetesi’nde 22 Aralık 2015 günü yayınlanan “İstiklal Savaşı stratejisi” başlıklı yazısında Musul’daki Türk egemenliğine değinmiş:

"Musul-Kerkük coğrafyası kadimliği ile yüzyıllardır insanlığa ev sahipliği yapmıştır. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılan bölge 1926 Ankara Antlaşması'na kadar Osmanlı-Türk egemenliğinde kalmıştır. Bir Osmanlı vilayeti olan Musul-Kerkük'ün İngiliz Mandası altındaki Irak yönetimine geçmesinin ardından bölge üzerinde farklı politik uygulamalar gerçekleştirilmiş ve bölgenin demografik yapısı önemli ölçüde değişmiştir."

İngilizler Musul’u Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesine dayanarak 15 Kasım 1918 tarihinde işgal etmişti. O tarihten itibaren de Osmanlı/Türk egemenliğine tekrar giremedi.  Sevr’den sonra da İngiliz yüksek komiserliği denetimi altındaydı. Bülent Erandaç’ın iddia ettiği gibi 1926’dan önce Türk egemenliği sona ermişti fiilen.

Reha Muhtarla Bir Koyundan İki Post

Reha Muhtar, eski yazılarını okuyucularına tekrar yutturmayı seven köşe yazarlarından.

“27 Aralık 2015” tarihli “Fransızların en ünlü komutanının, karısı üzerinden hayatı…” başlıklı yazısında da bu huyunu tekrarlamış.

12 Aralık 2009 tarihli “Erkeğini süründürüp kendisine aşık eden kadın: Josephine…” başlıklı yazısını (1-2 eksik cümle hariç) aynen kullanmış.

Bir koyundan iki post olmaz demiş eskiler. Reha Muhtar gibileri bol bol çıkarabilir.

Bekir Hazar ve Monşerler

Takvim Gazetesi yazarlarından Bekir Hazar, 24 Aralık 2015 günkü “Monşerler” başlıklı yazısında, diplomatları konu edinmiş:

"Musul'da Büyükelçi'ydi. DAEŞ tarafından rehin alındı. Terör örgütü tüm rehineleri KAFALARINI keserek öldürüyordu. Türk istihbaratı başarılı operasyonla onu çekti aldı. Türkiye'ye ayak bastığında Devletimizin büyüklüğünden ve GÜCÜNDEN bahsediyordu. Sonra gitti CHP'den aday oldu, milletvekili seçildi. Şimdi Meclis kürsüsünden "Ne işimiz var Musul'da" diye bağırıyor."
"Bugün Musul'da elçilik yaptıktan sonra Meclis'te kürsüye çıkıp "Ne işimiz var Musul'da" diyen milletvekillerimizin varlığı bunu gösteriyor. İnsanın "O zaman senin ne işin vardı Musul'da elçilikte" diyesi geliyor."

Musul’da Başkonsolosluğumuz var, elçiliğimiz yok. Haliyle Öztürk Yılmaz, Büyükelçi değil, Türkiye’nin Musul Başkonsolosuydu.

"Murat Özçelik vardı bir de... AK Parti döneminde Dışişleri Bakanlığı sözcülüğü yapmış, Irak'ta büyükelçiliğe atanmış bir isimdi."

Murat Özçelik 2005-2006 yılları arasında Enformasyon Dairesi’nde Daire Başkanı olarak görev almıştır. Yani, sözcü yardımcısıydı, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü değildi.

Noel Baba’nın Geçmişi ve Köşe Yazarlarımız

Yeni yıl yaklaşırken bir şehir efsanesinin daha aslını hatırlatmakta fayda var.

Noel Baba adlı hayali karakterin bugün kamuoyuna mâl olmuş halinin Coca Cola’nın bir ürünü olduğu efsanesi, yine öldürülmesi zor bir zombi gibi varlığını korumakta.

İddiaya göre Coca Cola 1931 yılında Haddon Sundblom aracılığıyla siyah-beyaz resmedilen hayali kişilik Aziz Nikolas’ı ak saçlı, ak sakallı, koca göbekli, tonton dedeye çevirmiş.  Ancak, Noel Baba figürünün bugünkü haline Coca Cola tarafından getirildiği ve bir reklam figürü olarak ilk kez Coca-Cola tarafından kullanıldığı iddiası doğruyu yansıtmıyor.

Aziz Nikolas’ın bugünkü Noel Baba kıyafetleri ile ak saçlı, ak sakallı, tonton dede modeline uygun resmedilmesi 1930’lu yıllardan çok önce var olan bir şeydi.

Noel Baba’nın bugünkü modern imajını ilk resmeden sanatçılardan biri Amerikalı karikatürüst Thomas Nast. Harper’s Weekly dergisinin 29 Aralık 1863 tarihli sayısında yayınlanan resimde Noel Baba, Amerikan İç Savaşı’nda döneminde Birleşik Devletler bayrağı desenli ceketle yer alıyor.

1863-santa_claus

Bu resimden sonra, 1930’lu yıllara ve Haddon Sundbloom’a gelene dek, Noel Baba çoktan kırmızı kostümünü giyip ev ziyaretlerine başlamıştı bile.  1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu. Örnek olarak aşağıdaki 1902 tarihli Puck dergisinin kapağına bakalım:

1902 Puck Dergisi kapağı

Aşağıda yer alan fotoğraflar, Coca-Cola’dan çok önce soda ve maden suyu satışı yapan White Rock şirketinin Noel Baba figürünü reklamlarında kullandığını göstermektedir. Soldaki resim 1923 (Life Magazine), sağdaki resim ise 1915 (San Francisco Examiner) tarihli.

2618d-life121223a

efdee-sfe121915

Görüleceği üzere, Coca Cola’nın Noel Baba figürünü oluşturduğu iddia edilen 1930’lu yıllardan önce de kırmızı elbiseler içinde bir Noel Baba figürü popüler dünyada yerini çoktan bulmuştu.

Konuya ilişkin doğru bilgiler edinmek için Gürül Öğüt’ün Hürriyet Gazetesi’nde 14 Aralık 2013 tarihinde yayınlanan “Noel Baba’yı meşhur eden marka” başlıklı yazısı; ya da özet niteliğindeki aşağıdaki bölümü okunabilir.

Sundblom, şair Clement Clark Moore’un 1822 tarihli “A Visit From St. Nicholas” başlıklı şiirinden hareketle babacan, arkadaş canlısı, tombul, neşeli, çok daha insani bir Noel Baba çizer. Noel Baba’nın Coca-Cola’nın kurumsal kimliği nedeniyle kırmızı ceketle çizildiği yanlış bir bilgidir. Noel Baba, Sundblom’dan önce de kırmızı ceketle çizilmiştir.

Sundblom’un çizdiği Noel Baba, ilk kez 1931’de The Saturday Evening Post dergisinde yayınlanır. Ardından Ladies Home Journal, National Geographic, The New Yorker ve pek çok dergide daha düzenli olarak yer alır.

Gürül Öğüt’ün aksine Bakalım hangi köşe yazarları Noel Baba’nın geçmişi konusunda hata yapmış:

Yılmaz Özdil, Hürriyet Gazetesi’nde 29 Aralık 2011 tarihinde yayınlanan “Noel Baba” başlıklı köşe yazısını tamamen bu şehir efsanesine ayırma hatasına düşmüş:

Aslında...
Dolaptan girdi.
Buzdolabından!
*
Hıristiyan filan diyorlar ama, Papa dahil, kimsenin umurunda değildi. Taaa ki, 1930’a kadar... Amerikan zekası Coca Cola, günde 9 milyon şişe satıyor, ne yapsak da daha fazla satsak diye kafa yoruyordu. Şirin bi reklam figürü yaratıp, çocukların ilgisini çekmeye karar verdiler.
*
Dönemin en yetenekli illüstratörü Haddon Sundblom’la anlaştılar. Amerikan Sanat Akademisi mezunu Sundblom, göçmen bi ailenin çocuğuydu, babası Finlandiyalı, annesi İsveçli’ydi.
*
Popüler kültürde yeri olmayan, o güne kadar sadece 1863 senesinde, o da sadece bir kez, siyah-beyaz resmedilen hayali kişilik Aziz Nikolas’ı aldı, ak saçlı, ak sakallı, koca göbekli, tonton dedeye çevirdi. Dini tınıdan kurtulmak için, Aziz’i, yani Saint’i attı, kulağa daha arkadaşça geliyor diyerek, Santa dedi, Santa Claus yaptı. Dünya çapında en çok reklam yatırımı yapılan renklere, Coca Cola’nın kırmızı-beyaz-siyah renklerine boyadı, bilekleri beyaz tüylü kırmızı cüppe, beyaz ponponlu kırmızı kukuleta, siyah kemer ve siyah çizme giydirdi. Kendisi İskandinav kökenli ya... Geyikleri ilave etti, çocuksu düşleri gıdıklamak için, bindirdi kızağa, uçurdu.
*
Coca Cola da satışta uçtu... Gazeteler, dergiler, duvarlar, panolar, el ilanları, her taraf bu sevimli reklam figürüyle donatıldı. Hollywood üstüne atladı, aynı tip’le filmler çevrildi. Ardından icat edilen televizyon derken, popüler kültürün ayrılmaz parçası haline geldi.

Selahattin Duman’ın Hürriyet Gazetesi’nde 24 Aralık 2015 günü yayınlanan “Noel Baba sorunsalı” başlıklı köşe yazısından:

"Coca-Colacılar 1931 yılında Noel Baba karakterinden sebeplenmek istemişler. Lakin yeni bir kılık aramışlar. Anlaştıkları ressam Sundblom da onlara "şişman, beyaz sakallı, uçları beyaz kürklü kırmızı bir kıyafet giyen, siyah kemerli, siyah çizmeli, yumuşak kırmızı şapkalı" bir Noel Baba yaratmış. Meşrubat kutusundaki kırmızı Noel Baba'ya çok yakışmış, kıyafeti öylece kalmış."

Güngör Uras da Milliyet Gazetesi’nde 29 Aralık 2014 günü yayınlanan “‘Noel Baba’ aslında Fethiyeli Niko Efendi” başlıklı yazısında bu masalı anlatmış:

"Şimdilerde yaygın biçimde kullanılan Noel Baba çiziminin yaratıcısı ise İsveçli Haddon Sundblom isminde bir ressamdır. Coca Cola firması için çalışan Sundblom, daha önce farklı biçimde resmedilen Noel Baba’yı 1931 yılında sempatik bir ihtiyar olarak çizdi. Coca Cola renklerini simgeleyen beyaz şeritli kırmızı elbiseler giydirdi."

Güngör Bey bu hataya sadece yukarıdaki yazılarında düşmemiş, biraz geçmişe gittiğimizde aşağıdaki yazılarında da aynı hatayı yaptığını görüyoruz:

Bu arada, dikkatimizi çekti, Haber Antalya yazarlarından Nizam Savaş, Yeni Yıl ve Noel Baba başlıklı yazısında Güngör Uras’ın 23 Aralık 2012 tarihli “Niko Efendi, nasıl Noel Baba oldu?” başlıklı yazısını kaynak belirtmeden birebir kullanmış. Bildiğiniz intihal yani.

Yeni Akit Gazetesi yazarlarından Merve Kavakçı, “Derviş Nicholas’ı kim öldürdü (II)” başlıklı 2 Ocak 2015 tarihli yazısında, Noel Baba figürünün Coca Cola’nın girişiminden önce de kırmızı-beyaz renge sahip olduğunu gözden kaçırmış ve birtakım hatalar yapmış:

"Tarihi çarpıtmanın son hamlesi kapitalist sistemin sömürgeci pençesinde gerçekleşiyor ve Coca Cola şirketi, kendi açısından son derece akıllı bir hareketle, Nicholas’ı yeni bir demografiyle dünyaya sunuyor. Artık Noel Baba lakaplı Derviş Nicholas, doğduğu toprakların karakteristiklerini taşıyan, kumral, ince, narin biri olmaktan çıkıp mavimsi yeşil gözlü, göbekli, kar beyazı bir İskandinav’a dönüşüveriyor. Elinde de Coca Cola şişesi. Belli ki yorulmuş, susuzluğunu kolayla gideriyor. Böyle olunca da küçük çocuklar, “aman Noel Baba, ne zaman ki susarsın, gel bizim evdeki kola ile susuzluğunu gider” dualarıyla uykuya yatıyor, Coca Cola da böylece zenginliğine zenginlik katıyor.
Civliz’in belgeselinin galasından dönüşte, anlattıklarımı duyan kardeşim Ravza “tevekkeli, Noel Baba Coca Cola renklerinde, kırmızı beyaz giyiniyor” dedi, “Türk bayrağının renklerinden esinlenmediler herhalde.” Tarihsel süreçte hangi noktada Derviş Nicholas öldürüldü, bunun tahlilini size bırakayım."

Milat Gazetesi yazarlarından Zehra Türkmen de bu konuda hata yapanlardan. 2 Ocak 2014 tarihli “Yeni yıl ve müslümanlar” başlıklı yazısından:

"Şişman, beyaz sakallı, kırmızı beyaz bir kıyafet giydirilen popüler Noel Baba, Haddon Sundblum’un çizimleriyle 1931 yılından itibaren Coca-Cola şirketi için hazırlanır. Noel Baba’ya giydirilen kırmızı pelerin Coca-Cola rengini sembolize etmektedir."

Yine Yeni Akit Gazetesi yazarlarından Abdurrahman Dilipak, 7 Aralık 2014 tarihli “Şehre iki aziz geldi” başlıklı yazısında, Noel Baba’nın ortaya çıkış tarihini şaşırmış:

"Bizim bildiğimiz Noel Baba denen kişi, 1920’lerde ABD’de Coca Cola tarafından üretilen bir kişilik.. Nordik pagan bir efsane.."

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit Gazetesi’nde 15 Aralık 2015 günü yayınlanan “Noel Partisi başlıklı yazısında da, Noel Baba’nın Coca Cola öncesindeki geçmişini silip atarak kendince alternatif bir tarih yazmış:

"Noel kutlamaları ile girmiştik söze. Bu yılbaşı gecesi, Digiturk platformunda, geçen yıl hikâyesini benim yazdığım Derviş Nikalaus belgeseli yayınlanacak. Birileri Derviş Nikalaus’u çalıp bir tüketim cinine, putuna çevirdi. Ona Nordik bir efsane ile ilgili geçmiş hikayesi uydurdular.. Derviş Nikalaus’u Demre’den kim çaldı derseniz, kemiklerini Bari’ye kaçıranlar İtalyan’dı, ama ruhunu Amerikalılar çaldı. Ona bir İskandinav geçmiş hikâyesi uydurdular. Noel Baba adını verdikleri dervişi size bir kola firması ile birlikte pazarladıklar. Yeni Noel Baba aslında kola yasağını delmek için uydurulmuş bir ajan karakterdi aslında.. İncil hafızı bir dervişten bir tüketim cini ürettiler.. Kolanın Noel Babası artık bir misyoner de değil. Ruhani görünümlü bir pagandan öte seküler, kutsal dışını kutsayan bir pazarlama ajanıdır. Dine karşı bir din misyoneridir.. Aman dikkat, birileri ılımlı İslam adına aslında İslam’ın içini boşaltmaya çalışıyor."

İbrahim Kiras’ın, Vatan Gazetesi’nde 24 Aralık 2014 tarihli “Noel Baba neyin simgesi” başlıklı yazısından:

"Yalnız bir de şöyle bir şey var: Noel Baba kavramı önce pagan, sonra Hristiyan kültürünün malı olsa da bugün bütün dünya üzerinde dolaşımda olan malum Noel Baba imgesinin yaratıcısı çok daha farklı bir kültür: O kırmızı-beyaz giysili tanıdık figür 1930'larda Coca Cola firmasının reklam kampanyası için üretilmiş. Yani bugün Müslüman evlerine kadar girmiş bulunan Noel Baba aslında Hıristiyan değerlerinden çok modern kapitalizmin bir simgesi."

Ayşe Hür, Radikal Gazetesi’nde 29 Aralık 2013 günü yayınlanan “Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı” başlıklı yazısında malumatfuruşluk yaparken bahse konu hatayı yapmış:

"Nast’ın siyah-beyaz Noel Baba figürünü, renklendirmeyi akıl eden kişi 1924 yılında, kapitalist tüketimin sembol içeceği Coca-Cola için reklâmlar tasarlayan İsveçli grafikçi Haddon Sundlom oldu. Bu buluş sayesinde, o tarihe kadar esas olarak sıcak mevsimlerde içilen Coca-Cola’nın kış aylarında da tüketilmeye başladığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Ayrıca, figürün yaratılış hikâyesini bilmeyen biri için, Santa Claus gibi aziz bir kişinin renklerini taşıyan bir içeceğin, iddia edildiği gibi kötü bir içeriğe sahip olamayacağı bilgisinin bilinçaltına yerleştirilmesi de kolay olmuştu. "

Ayşe Hür, yukarıdaki yazısının içeriğini aynen kullandığı 1 Ocak 2012 tarihinde Taraf Gazetesi’nde yayınlanan “Noel Baba’ya karşı Geyikli Baba” başlıklı yazısında da aynı hatayı yapmıştı:

Nilay Örnek’in Akşam Gazetesi’nde yayınlanan “Paha biçilemez Karaköy” başlıklı 21 Ocak 2013 tarihli köşe yazısından:

'NOEL BABA'YI COCA COLA İCAT ETMİŞ' DESEM!
KARAKÖY gezimizin duraklarından biri olan Meryem Ana Kilisesi'nde; ziyarete açık bölümde küçük gümüş gemiler görüyoruz... Bunlar güvenli yolculuklar için Ayios Nikolaos'a (Malum, Aya Nikola aslında Antalyalı, pamuk sakallı ve tam bir deniz adamı; çocukların ve denizcilerin azizi) şükranlarını sunan denizciler tarafından yaptırılmış. 
Rehberimiz Saffet Emre Tonguç, bu noktada bir hikaye anlatıyor: 'ABD'yi sarsan 'Büyük Buhran' döneminde Coca Cola, halkın moralini düzeltmek (ve satışlarını da artırmak) için bir kampanya başlatıyor. Denizcilerin Azizi'ne kendi renklerinden kırmızı ve beyaz şapkalar, kıyafetler giydirerek tanıtım yapıyor, hediyeler dağıtıyor ve Noel Baba böyle doğuyor!' İnanamamıştım ama doğrulama yaptım! 
Günümüzdeki Noel Baba imajı karikatürist Thomas Nast'ın 1863 yılında Harper's Weekly dergisinde yayınlanan çizimlerine dayanıyor. Ama çizer Haddon Sundblom, 1931 yılından itibaren 'yaz aylarıyla' özdeşleşen Denizlerin Azizi'ne yine yaz ve sıcakla özdeşleşen ama kışın da içilmesi istenen Coca-Cola için firmanın renklerinde kalın kıyafetler giydiriyor. Ve popüler imaj böyle doğuyor!

Denizcilerin ve çocukların koruyucusu Demreli Aziz Nikola, Coca Cola çizeri Haddon Sundblom'ın elinden çıkma çizimlerle 'Noel Baba' imajına kavuştu!

Yalçın Bayer’in Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 29 Aralık 2011 tarihli “Noel Baba!..” başlıklı yazısı:

"Bugünkü Noel Baba’nın yüzü, Amerikalı karikatürist Haddon Sundblom’un eseridir. 1931 yılında Coca-Cola’nın reklamı için çizdiği figürde, arkadaşı ve Coca-Cola dağıtıcısı Lou Prentiss’in yüzünü resmeder. Arkadaşının ölümünden sonra da, bir ayna karşısına geçerek kendi yüzünü çizer. 1964 yılına kadar da her Noel’de ufak tefek değişiklikler yapar."

İrfan Özfatura’nın Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan “İz Bırakanlar” başlıklı 27 Aralık 2009 tarihli köşe yazısından:

"Haddon Sundblum dahi Thomas Nast gibi bir ressamdır ancak o "duvarda resmin olcaana, alemde ismin olsun" der, reklam sektörüne oynar. Noel Baba'nın eline Cola şişesini tutuşturuverir ve kasası dolarla dolar. (1931) Hatta Baba'yı külahından çizmesine kadar kola renklerine (kırmızı beyaz) boyar. İlerleyen yıllarda Noel Baba sadece kapitalist çarkları yağlamaya yarar. Yok oyuncak şirketleri, yok çikolatacılar..."

Yaşar Süngü’nün Yeni Şafak Gazetesi’nde 31 Aralık 2008 tarihinde yayınlanan “Coca Cola”nın Noel Baba”sı” başlıklı yazısından:

Biliyorsunuz her yılbaşında alışveriş merkezlerinde ortaya çıkan beyaz sakallı, kırmızı giysili Noel Baba bugünkü imajını Amerika''da Coca Cola sayesinde kazandı.
Coca Cola ile bütün dünyaya tanıtılan beyaz sakallı, kırmızı giysili Noel Baba çizimi İsveçli Haddon Sundblom isminde bir ressamın.
Bu resim, Coca Cola''yı çocuklara sevdirmek, yaz içkisinin kış aylarında da içilmesini teşvik etmek amacıyla 1931 yılında başlatılan bir reklam kampanyası için çizilmiş.
Önce yılbaşında dağıtılan Coca Cola takvimlerinde kullanılan çizim, daha sonra Noel Baba sembolü olarak benimsenmiş.
* * *
Aziz Nicholas Akdeniz kıyısında muhtemelen Antalya''da 4. yüzyılda yaşamış bir piskopos.
St. Nicholas tüm varlığını ihtiyacı olanlara, acı çekenlere, hastalara yardım ederek harcamayı seçmiş.
Bu hayırseverlik zamanla bir efsaneye dönüşmüş.
Coca Cola da bu efsaneyi 1931 yılından bu yana giydirdiği kırmızı beyazlı Noel Baba kıyafetiyle kapitalizmin hizmetçisi yapmayı başardı.

Sunay Akın’ın Şalom Gazetesi’nde yayınlanan 18 Aralık 2013 tarihli “Noel Baba Nasrettin Hoca’ya karşı” başlıklı yazısından:

"Noel Baba, Ren geyiklerinin çektiği kızağını bir ressama borçludur: Amerikalı ressam Thomas Nast, Moore’un şiirinden etkilenerek Noel Baba’nın resmini yapar ve onu Ren geyiklerinin çektiği bir kızağa oturtur. ‘Tombul ve tıknaz’ olan Noel Baba, kahkaha attığında ‘hop hop’ oynayan ‘yuvarlacık göbeği’yle tüm dünyada tanınmasına neden olan turuna 1930’larda çıkar. Renkleri olan kırmızı ve beyazdan Noel Baba’ya bir elbise diken Coca Cola, ‘yaşlı, neşeli bir cin’ e benzeyen ve Haddon Sundblom’un çizdiği bu sevimli ihtiyarı düzenlediği reklam kampanyasının kahramanı olarak tüm dünyaya tanıtır."

Sunay Akın, aynı içeriğin yer aldığı Cumhuriyet Gazetesi’nde 20 Aralık 2009 tarihinde yayınlanan yazısında da aynı hatayı yapmıştı.

Ayşe Özek Karasu, Habertürk Gazetesi’nde yayınlanan 1 Ocak 2012 tarihli “Tek sorun bacadan girmesi olsaydı…” başlıklı yazısını, Noel Baba’nın geçmişini bilmeyip araştırmadan kaleme almış:

"Hikâye malûm. Noel Baba dediğin, biraz kuzey mitologyalarından biraz güneyden, yani bizim Demre ya da Myra’dan apartma bir figür. İşte Demre’nin Aziz Nikola’sı, Kuzey Avrupa kıyılarının Sinterklaas’ı ve daha yığınla efsanenin art zamanda harmanlanması neticesinde ortaya çıkan bir fenomen. Ve şu da malum; Coca Cola’nın 1930’larda çıkan o meşhur reklam kampanyası olmasa, Noel Baba asla ve asla tek tip figüre dönüşemeyecekti. O eski çizimlerdeki, yer yer orman cinini andıran haliyle kalacaktı."

Yurt Gazetesi’nden Hakan Gülseven’in “Sünnetli Noel Baba’nın Not Defteri” başlıklı 1 Ocak 2014 tarihli yazısından:

"‘Noel Baba’ figürünü Hıristiyanlık değil, yılbaşına doğru satışlarını artırmak için reklam kampanyası yapan Coca Cola icat etmiştir. İnsanlığa hiçbir faydası olmayan bu gazlı içeceğin 1931’deki reklam kampanyasında, Haddon Sundblom adlı karikatüristin çizdiği Noel Baba figürü, ‘Amerikan Emperyalizmi’yle beraber dünyaya yayılmıştır."

Kaynak:

Esfender Korkmaz ve Enflasyon Hedeflemesi

Yeni Çağ Gazetesi yazarlarından Esfender Korkmaz, 24 Aralık 2015 günü yayınlanan “Merkez Bankası’na güven azaldı” başlıklı yazısında son dönem para politikası gelişmelerine değinmiş:

"Aslında Merkez Bankası 2006 yılından beri enflasyon hedeflemesi uyguluyor."

Aslında tam olarak öyle değil.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2002-2005 yılları arasında örtük enflasyon hedeflemesi ve 2006 sonrasında ise kamuya duyurulacak şekilde “resmi enflasyon hedeflemesi” uygulamaktadır. Esfender Bey’in iddia ettiğinin öncesinde “örtük” olarak bu hedefleme politikası yürürlükteydi ve sadece sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmamaktaydı.

dolar tl kuru